Noun Clauses :  İsim Cümlecikleri

 

Noun clause bir cümlede isim gibi işlev gören cümleciktir. Yani cümlede özne ya da nesne görevinde bulunabilir.

 

I don't know the answer,

Cevabı bilmiyorum

I don't know what the answer is.

Cevap neydi bilmiyorum.

 

Noun clause'lan üç ayn grupta inceleyebiliriz:

1. Soru cümlesiyle oluşan isim cümlesi(what, why, who, when, etc.)

2. whether or not/if... or not  ile oluşan isim cümlecikleri

3. with that ile başlayan isim cümlecikleri

 

1:   Interrogative clauses: Soru Cümlecikleri

 

 

a) İngilizce'deki soru zamirleri şunlardır:

who

Hem özneyi, hem de nesne durumunda insanı sorar (kim, kimi/kime).

Whom

Sadece nesne durumunda insanı sorar (kimi/kime).

Whose

İnsanlar ve hayvanlar için kullanılır, (kimin)

What

Normalde nesneler için kullanılır. İnsanlar için kullanımı çok kısıtlıdır.

Which

Hem nesneler hem de insanlar için kullanılır. Sınırlı bir grup içinden

hangisi olduğunu sorar, (hangisi}

when

(ne zaman) Zaman sorgulamak için kullanılır.

why

(neden) Sebep sonuç sorgulamak için kullanılır.

where

(nerede) Yer mekan sorgulamak için kullanılır.

how long

Süreç sorar, (ne kadar süreyle/ne zamandan beri)

how far

(ne kadar uzaklıkta/ne kadar mesafede)

how much

Bir nesnenin fiyatını (kaç para), ya da sayılamaz isimler için miktar sorar (ne kadar).

how many :

Sayılabilir isimler için miktar sorar (kaç tane).

how often

(ne kadar sıklıkla)

how

(nasıl} Durum sorgulamak için kullanılır.

                                                           ÖRNEKLER

 

Why is he coming tomorrow?

Neden o yarın geliyor

Why he is coming tomorrow is a secret.

Onun yarın neden geldiği bir sır

Where are you going on holiday?

Tatilde nereye gidiyorsun?

Where we are going on holiday isn't certain yet

Tatilde nereye gideceğimiz henüz belli değil.

When did you buy that sweater?

Bu kazağı ne zaman satın aldın?

I can't remember when I bought this sweater.

Bu kazağı ne zaman satın aldığımı hatırlayamıyorum.

 

Eğer bir soru sözcüğü cümlenin öznesini soruyorsa, o soru cümlesinde özne olarak bir başka sözcük bulunmadığı için, cümleyi düz cümle biçimine dönüştüremeyiz. Bu nedenle, soru cümlesi ile noun clause'un sözcük dizimi aynı olur.

 

Who is coming tomorrow?

Yarın kim geliyor?

I don't know who is coming tomorrow.

Yarın kim geliyor bilmiyorum.

What is happening in that country

Bu ülkede ne oluyor?

What is happening in that country doesn't concern me.

Bu ülkede  ne oluyor beni ilgilendirmez.

 

 

Simple Present Tense ve Simple Past Tense ile özneyi sorarken, "do, does" ya da "did" yardımcı fiilleri kullanılmaz.

 

Who comes to the office first?

Ofise ilk kim gelir

I don't know who comes to the office first.

Ofise ilk kim gelir bilmiyorum

 

Eğer aynı soru sözcüklerini kullanarak cümlenin nesnesini soruyorsak, "do, does" ya da "did' yardımcı fiilleri kullanılır

 

I don't know who visits him every day.

Onu her gün kimin ziyaret ettiğini bilmiyorum

 

Cümlede nesne durumundaki insanı sorarken "who" yerine "whom" da kullanabiliriz.

 

l don't know who/whom he visited yesterday.

Dün onu kimin ziyaret ettiğini bilmiyorum.

I don't know who/whom he visits every day

Onun her gün kimi ziyaret ettiğini bilmiyorum

 

2:  WHETHER OR NOT" or"IF...OR NOT ile oluşan soru cümlecikleri

 

Yardımcı fiille başlayan bir soruyu noun clause'a dönüştürürken, noun clause'un başına "whether" ya da "If' getirilir ve soru cümlesi, düz cümle biçimine çevrilir. "Or not" "whether" dan hemen sonra gelebilir (whether or not) ya da noun clause'un sonunda yer alabilir (whether ... ornot). Ancak "or not" "if'den hemen sonra kullanılmaz. Sadece noun clause'un sonunda yer alabilir (if...or not). Her iki cümlede de "or not" kullanmayabiliriz ve bu durumda anlam değişmez

 

Is she coming to the party?

O partiye geliyor mu?

I wonder whether she is coming to the party or not.

Onun partiye gelip gelmeyeceğini merak ediyorum

 

Whether she is coming to the party or not isn't certain yet.

Onun partiye gelip gelmeyeceği henüz belli değil.

Whether the students will be happy (or not) depends on the teacher.

Öğrencilerin mutlu olup olmayacakları öğretmene bağlı.

Whether (or not) the famous singer was the spy is still unknown.

Ünlü şarkıcının casus olup olmadığı hâlâ bilinmiyor.

 

 

Whether or not", koşul cümlesinde yan cümleyi, noun clause'da ise cümlenin öznesini ya da nesnesini oluşturur. Koşul cümlelerinde "ör not" atılamaz; "noun clause" larda "or not" kullanmak zorunlu değildir.

 

l don't know whether he will come to the theatre with me

Onun benimle tiyatroya gelip gelmeyeceğini bilmiyorum

 

"Whether or not" koşul cümlesinde kullanıldığı zaman bazı tense kısıtlamaları vardır: future tense kullanılmaması gibi. "Whether or not" noun clause'da kullanıldığı zaman tense kısıtlaması yoktur.

 

I don't know whether he was right

Onun haklı olup olmadığını bilmiyorum

The result will be the same whether we attend tomorrow's meeting or not.

Yarınki toplantıya katilsak da katılmasak da sonuç aynı olacak

 

 

3:  THAT ile İsim cümlecikleri

 

Düz cümleleri noun clause biçiminde kullanırken, noun clause'un başına "that" getirilir.

 

We know that she doesn't like pop music

Onun pop müziğini sevmediğini biliyoruz

 

Eğer noun clause cümlede özne durumundaysa, noun clause'un başındaki "that" kaldırılamaz.

 

That he committed the crime is obvious.

Suçu onun işlediği açık.

 

Thatla oluşan isim cümlecikleri yaygın olarak ;

 

a) Bazı sıfatlardan sonra

b) Bazı isimlerden sonra

c) Bazı fiillerden sonra

d) "The fact" ile kullanabiliriz.

 

a)    Sıfatlar

 

  • Sorry, glad, happy, afraid, surprised, disappointed, pleased, sure, etc. gibi duygu ya da tavırbildiren sıfatlardan sonra "that clause" kullanabiliriz

I'm glad (that) you passed the exam.

Sınavı geçtiğine sevindim

I'm sorry (that) I hurt his feelings.

Onun duygularını incittiğim için üzgünüm.

 

  • Sonu -Ing ve -ed ile biten bazı sıfatlardan sonra "that clause" kullanımı oldukça yaygındır.Surprised, amazed, pleased gibi sonu -ed ile bitenler, ancak bir canlının duygulannı ifadeedebileceği için "/, You, We, They, Peter, My mother" gibi öznelerle kullanılır. Surprising,amazing, pleasing gibi sonu -Ing ile bitenler ise olayların durumunu ifade ettikleri için özne olarak "it" gerektirir.

It is very surprising (that) she was dismissed from her job.

İşinden atılması çok şaşırtıcı

I'm very surprised (that) she was dismissed from her job.

Onun işten atılmasına çok şaşırdım

 

 

True, strange, fair, unfair, unfortunate, obvious, apparent, too bad, likely, unlikely gibi sıfatlarla da "that clause" yaygın olarak kullanılır.

 

It's likely (that) there will be another rise in prices soon.

Büyük olasılıkla yakınlarda fiyatlarda başka bir yükseliş olacak

It's unfair (that) women still don't have the same rights as men.

Kadınların hala erkeklerle aynı haklara sahip olması haksızlık.

 

b)    İsimler

 

Miracle, pity, shame, wonder, relief, a good thing, fact, belief, theory, impression gibi isimlerden sonra "that clause" kullanabiliriz

 

It's my opinion (that) television reduces interest in reading.

Benim görüşüm o ki televizyon, okumaya olan ilgiyi azaltıyor

It's a wonder (that) she survived the accident.

Bu o kazayı atlattı ki bu bir mucize.

 

c)    Bazı fiiller, kendilerinden sonra noun clause alabilirler. Bu cümlelerde noun clause, yükleminnesnesi durumundadır.

 

 

I will prove that he is innocent.

Onun masum olduğunu ispatlayacağım

I know (that) he will try anything to attain his ambition

Biliyorum ki tutkusuna ulaşmak için herşeyi deneyecek.

The teacher claims (that) he cheated during the exam.

Öğretmen onun sınavda hile yaptığını iddaa ediyor.

 

 

Appear, seem, happen, occur ve turn out fiilleri özne olarak "It" kullanmayı gerektirir.

 

It seems to me (that) this child will be an artist when he grows up.

Bana öyle geliyor ki bu çocuk büyüyünce ressam olacak.

It occurs to me (that) his action was deliberate.

Bana karşı olan eylemi kasıtlıydı.

 

Yapacağımız!' bir şey için söz vermek anlamına gelen "promise" ve "bir şeyin olacağını önceden tahmin etmek' anlamına gelen "predict" fiilleri, noun clause'da future tense kullanmayıgerektirir.

 

She promises that she will be more careful next time.

O bir daha ki sefere daha dikkatli olacağına söz veriyor.

 

Temel cümlenin yüklemi past tense ise noun clause'da "•will" in past biçimi "would" kullanılır.

 

She promised that she would be more careful next time.

Bir dahaki sefere daha dikkatli olacağına söz verdi

 

d)    Bir "that clause" u çoğu zaman "the fact that" biçiminde kullanabiliriz. "The fact that'li cümle,özne ya da nesne durumunda olabilir.

 

The fact that she couldn't pass the exam disappointed us.

Onun sınavı geçememesi bizi hayal kırıklığına uğrattı.

Yesterday in class we discussed the fact that the War of Independence was won with great difficulty.

Dün sınıfta Kurtuluş Savaşının büyük zorluklarla kazanıldığını tartıştık.

 

Eğer "that clause", bir preposition'ın nesnesi durumunda ise bu noun clause yalnızca "that" il başlatılamaz. Bu durumdaki bir "noun clause" "the fact that" kullanmayı gerektirir.

 

We are not worried about the fact that she comes home late from work.

İşten eve geç gelmesine endişeli değiliz.

I'm not responsible for the fact that we lost the contract.

İşi kaybetmemizden ben sorumlu değilim.

 

 

THE SUBJUNCTIVE IN NOUN CLAUSES ( İsim cümleciklerindeki Dilek kipleri)

 

  • Subjunctive, yani tüm öznelerle fiilin yalın halinin kullanılması, günümüz İngilizce'sinde çok yaygın bir kullanım değildir. Ancak bazı fiil, sıfat ve isimlerle bu kullanım, özellikle American English'te yaygındır. "Be" fiilinin bütün öznelerle "be"  biçiminde kullanıldığına dikkat ediniz.

 

It's important that we be punctual.

Dakik olmamız önemlidir.

The boss insists that everybody be present at the meeting.

Patron herkesin toplantıda olmasında ısrar ediyor

I want that your son be more obedient at school.

Oğlunun okulda daha çok söz dinler olmasını istiyorum

The doctor insists that I stop smoking

Doktor sigara içmeyi bırakmamda ısrar ediyor.

 

 

  • Subjunctive'de olumsuzluk "not + yalın fill" biçiminde  ifade edilir.

 

It's very important that we not be late for the meeting.

Toplantıya geçikmememiz çok önemli.

I demand that your son not be so disobedient at school.

Oğlunuzun okulda itaatsız olmamasını talep ediyorum

 

  • Temel cümledeki eylem geçmişte  olduğunda da, subjunctive'de fiilin yalın hali kullanılır.

 

I suggested that he go to a doctor.

Ona doktora gitmesini önerdim

It was important that we not be late for the meeting.

Toplantıya geçikmememiz çok önemliydi.

His employer requested that he not leave his job until the project had been finished

Çalışanı projeyi bitirene kadar işi bırakmamayı istedi.

 

  • British English'te subjunctive yerine, temel cümledeki eylem present ise noun clause'da Simple Present ya da "should"; temel cümledeki eylem past ise nounclause'da Simple Past ya da "should" kullanımı daha yaygındır.

 

I suggest that he goes to a doctor.

Doktora gitmesini öneririm

I suggested that he went to a doctor.

Doktora gitmesini önerdim

It's very important that we shouldn't be late for the meeting.

Toplantıya geç kalmamamız çok önemli

It was important that we weren't late for the meeting.

Toplantıya geç kalmamaız çok önemliydi.

 

 

  • Günümüze değişmeden gelmiş, subjunctive içeren bazı deyimleşmiş kalıplar vardır.

 

God be with you

Tanrı sizinle olsun

God bless you.

Tanrı sizi korusun

Long live the Queen!

Kraliçe, çok yaşa!

Come what may (= Whatever happens)

Ne olursa olsun

If need be(=If it is necessary)

Eğer gerekirse

As it were(=in a way/so to speak)

Bir bakıma,Bir şekilde,Tabiri caizse)

 

 

  • Aciliyet Bildiren Sözcükler

 

Subjunctive yapıda kullanılan ya da noun clause'da "should" gerektiren sözcükler genellikle, gereklilik, ivedilik ya da önem (urgency) ifade eden sözcüklerdir. Bu sözcüklerden yaygın olarak kullanılanlar aşağıda verilmiştir.

 

a)    Fiiller

 

Advise

Bildirmek

insist

Israr etmek

ask

Sormak

order

Emretmek

beg

Yalvarmak

propose

Önermek

command

emir vermek

recommend

Tavsiye vermek

decide

Karar vermek

request

İstekte bulunmak

demand

Talep etmek

resolve

Çözmek

determine

Belirlemek

suggest

Önermek

implore

Rica etmek

urge

Sıkıştırmak

 

b)    Sıfatlar

 

advisable

Uygun

necessary

gerekli

crucial

Kritik

obligatory

Zorunlu

desirable

çekici

ridiculous

Gülünç

Essential

Zorunlu

significant

anlamlı

imperative

mecburi

urgent

Acil

important

önemli

vital

hayati

 

c)    İsimler.

 

advice

Tavsiye

order

emir

demand

talep

proposal

Teklif

desire

arzu

recommendation

tavsiye

insistence

ısrar

requirement

gereklilik

necessity

zorunluluk

suggestion

öneri

obligation

yükümlülük

wish

dilek

 

 

  • Subjunctive yapıda kullanılan ya da noun clause'da "should" gerektiren sözcüklergenellikle, "to + Infinitive" ya da "gerund" ile kullanıldığında aynı anlamı verirler.

 

 

It is important that women have/should have economic freedom.

Kadınların ekonomik özgürlüğe sahip olması çok önemlidir.

I insisted on him giving up smoking

Sigarayı bırakmasına ısrar ettim.

It was my biggest desire to be left on my own.

Kendi kararıma bırakılması en büyük arzumdu.

 

 

  • Olaylar karşısında duygularımızı, kişisel düşünce ya da tutumumuzu ifade eden sıfatlardan sonra noun clause'da "should" kullanımı çok yaygındır. Ancak bu tür cümlelerde "should"yerine subjunctive kullanılmaz. Simple Present ya da Simple Past tense'ler kullanılabilir.

 

It's unbelievable that such a young child should be given (is given) so much pocket money.

Bu kadar küçük çocuğa bu kadar çok cep harçlığı verilmesi akıl almaz.

Isn't it a shame that he should call (calls/called) his mother a liar?

Annesini yalancı diye çağırması ayıp değil mi?

 

 

İSİM CÜMLECİĞİNİN EDATIN NESNESI OLARAK KULLANIMI

 

  • Bir edattan sonra isim cümlesi gelebilir.

 

 

She takes no notice of what I say.

Ne dersem aldırmıyor

Your question isn't related to what we are discussing now.

Sorunuz şuan tartıştığımız konuyla ilgili değil.

She is very excited about where we are going to spend our holiday.

Tatilimizi nerede geçireceğimiz konusunda çok heyecanlandı.

She hasn't told me anything about her decision.

Kararı ile ilgili bana bir şey söylemedi.

She hasn't told me anything about whether she will come or not.

Gelip gelmeyeceği konusunda bana bir şey söylemedi

 

 

  • "That clause" bir preposition'dan sonra "the fact that" biçiminde kullanılır.

 

Yesterday we talked about the fact that he was devastated by the tragic news.

Dün onun trajik haberler dolayısıyla mahvolduğu hakkında konuştuk.

She is very excited about the fact that her boss will award her with a raise in salary.

Patronunun onumaaşına zam yaparak ödüllendireceği için heycanlıydı.

 

 

 

NOUN CLAUSENİN ÖZNE OLARAK KULLANIŞI

 

Bir noun clause, özne tamamlayıcısı olarak kullanılabilir. Bu kullanımda bazen hem öznenin, hem de tamamlayıcısının noun clause olduğuna dikkat ediniz.

 

This is where a bloody battle was fought.

Burası kanlı savaşların yaşandığı yerdir.

What made us feel upset was that he didn't even thank us for our efforts.

Çabalarımıza teşekkür dahi etmemesi bizi üzgün hissettirdi.

What I'm curious about is how the prisoners dug the tunnel without being noticed.

Mahkumların farkettirmeden nasıl tünel kazdıklarını merak ediyorum.

 

İSİM CÜMLECİĞİNİN ZAMANLARLA VE FİİLLE İLİŞKİSİ.

 

Noun clause'un tensel ile temel cümlenin tense'i arasındaki ilişkiyi iki bölümde inceleyebiliriz.

 

a)    ŞİMDİKİ BİR ZAMANDA BİR FİİLİN NESNESİ OLARAK İSİM CÜMLECİĞİNİN 

 

Eğer temel cümlenin yüklemi "I think, I have thought' gibi bir present tense ise ya da "I will say, I'm going to say gibi bir future tense ise, noun clause'un tense'i ile aralarında mantıklı bir uyum olması gerekir. Yani yüklemin kısıtlayıcı bazı özellikleri yoksa eğer (örneğin suggest, recommend, promise, predict gibi fuller belli tense'leri gerektirir), noun clause'un tense'i present, past ya da future olabilir.

 

 

I think (that) he goes abroad very often.

Onun sık sık yurtdışına gittiğini düşünüyorum.

I think (that) he is going/is going to go/will go abroad soon.

Sanırım o yakında yurt dışına gidecek.

I think (that) he went abroad last week.

Sanırım O gecen hafta yurt dışına gitti.

 

 

Temel cümlenin yüklemi present olduğu zaman noun clause'da Past Perfect kullanımı, "after, before, by the time, etc." gibi zaman bağlaçları kullanarak zamanı netleştirdiğimiz takdirde mümkündür. Yüklem present iken noun clause'da "will" in past biçimi "would" kullanılmaz. Ancak, "would like, would prefer, would rather" gibi anlamı present ya da future olan yapılar ve 2. ve 3. type "if clause" ile kullanılan "would" ve "would have done" kullanılabilir.

  

I think (that) she would succeed if she tried.

Eğer deneseydi başaracağını düşünüyorum.

I think (that) she would rather go to the theatre than to the cinema.

Sinamaya gitmekdense tiyatroya gitmeyi tercih eder diye düşünüyorum.

 

 

Bu tense kuralları, soru sözcüğüyle ya da whether/If ile başlayan noun clause'lar için de geçerlidir.

 

 

I don't know when she will leave Istanbul

İstanbul'dan ne zaman ayrılacağını bilmiyorum

I have discovered why she refused our invitation,

Davetimizi neden reddettiğini buldum

She will find out what he was doing there at the time,

Onun orda o zamanda ne yaptığını bulacak.

They haven't announced yet where the party will be held.

Partinin nerede yapılacağını henüz açıklamadılar.

I don't knowif she wants to come with us

Bizimle gelmek ister mi bilmiyorum.

 

 

b)    GEÇMİŞ  BİR ZAMANDA BİR FİİLİN NESNESİ OLARAK İSİM CÜMLECİĞİNİN 

 

Temel cümlenin yüklemi "thought, had thought' gibi Simple Past ya da Past Perfect ise, noun clause'un tense'i eylemin oluş zamanını ifade eden tense'in bir derece past biçimidir. Yani will yerine would, can yerine could, have done yerine had done, did yerine had done gibi.

 

l knew (that) he could pass the exam without much effort.

Fazla çaba harcamadan sınavı geçebileceğini biliyorum.

I didn't know for sure what she had bought for you.

Sana ne aldığını kesin olarak bilmiyorum.

l had just learnt (that) she was coming soon

Onun yakında geleceğini henüz öğrendim

He wondered when she would come.

Ne zaman geleceğini merak etti.

 

Ancak noun clause genel bir doğruyu ya da doğa kanununu ifade ediyorsa, temel cümlenin yüklemi past olduğunda da noun clause'un tense'i present olabilir.

 

After the experiment, we found out that different fluids have different boiling points.

Deneyden sonra farklı sıvıların farklı kaynama noktaları olduğunu bulduk.

 

 

Should, had better, ought to, would rather, wo u Id prefer ve would like, temel cümledeki fiil past olduğunda da aynı kalır. May, might biçiminde, have to ve must ise, present anlamdaysa had to,future anlamdaysa had to/would have to biçiminde değiştirilir.

 

 

l thought she would rather stay at home.

Evde kalmayı tercih edeceğini zannediyordum.

l suggested that he should look for another job.

Başka bir iş aramasını önerdim.

She knew (that) she had to help her mother.

Annesine yardım etmek zorunda olduğunu biliyordu.

 

İSİM CÜMLECİĞİNİN HAKKINDAKİ EK BİLGİLER

 

Örneğin, "zannetmek' anlamında "think" sadece "that clause" alabilir. Çünkü bir şeyin "ne zaman olacağını, nasıl olacağını, olup olmayacağını" zannedenleyiz. Ancak bir şeyin "olduğunu, olacağını" (that clause) zannedebiliriz.

 

I think (that) she will give up her job.

Sanırım işini bırakacak

 

Ancak "think", "I can't think' biçiminde kullanılırsa, "Bir neden düşünemiyorum, anlamıyorum" anlamına gelir ki bu durumda soru sözcüğüyle başlayan bir noun clause alabilir

 

I can't think why she refused our offer.

Teklifimizi neden reddettiğini anlayamıyorum

 

Ask, want to know gibi bazı fuller ise "that clause" almazlar. Bu fiilleri ancak bir soru sözcüğüyle ya da whether/if ile başlayan noun clause'larla kullanabiliriz. Çünkü "bir şeyin olacağını (that clause)" soramayız. Bir şeyin "ne zaman olacağını, nasıl olacağını, nerede olacağını," ya da bir şeyin "olup olmayacağını" sorabiliriz.

 

I will ask him what he will do with so much money.

O kadar çok parayla ne yapacağını soracağım.

 

Tell, understand, explain, know, etc. gibi fuller ise üç tip noun clause ile de kullanılabilirler.

 

He told me (that) he couldn't understand the lesson.

Bana dersi anlayamadğını söyledi.

I know when she will leave on holiday.

Tatilde ne zaman yola çıkacağını biliyorum

I couldn't understand whether/if she was sincere in her attitude towards me.

Bana karşı olan tutumunda samimi olup olmadığını anlayamadım.

 

 

 

 QUESTION WORDS FOLLOWED by INFINITIVES ( MASTARlar tarafından takip edilen Soru Cümlecikleri )

 

Soru sözcüğüyle ya da "whether" ile başlayan noun clause'lan, belli kurallar dahilinde kısaltarak, Question word + to infinitive biçiminde ifade edebiliriz. Kısaltma yapabilmemiz için öncelikle, temel cümlenin öznesi ile noun clause'un öznesi aynı olmalıdır.

 

I don't know what to do in this case.

Bu durumda ne yapacağımı bilmiyorum.

 

Özneler farklı ise kısaltma yapamayız.

 

I don't know what you should do in this case.

Bu durumda (senin) ne yapman gerektiğini (ben) bilmiyorum.

 

Eğer bu cümleyi"... what to do" biçiminde kısaltırsak, "... ne yapacağımı..." anlamına gelir ki cümlenin anlamını değiştirmiş oluruz. Temel cümledeki yüklemin nesnesi ile (indirect object) noun clause'un öznesi aynı kişi ise yine kısaltma yapabiliriz.

 

I can tell you how you can get to the station. I can tell you how to get to the station.

İstasyona nasıl gideceğini söyleyebilirim.

Can you show me how to start this machine?

Bu makinayı nasıl çalıştıracağımı bana gösterebilir misin?

"Whether" ile başlayan noun clause'lan da aynı kurallara göre kısaltabiliriz, ("if' bu şekilde kısaltma için kullanılamaz.)

 

I can't decide whether to stay home or (to) come with you.

Seninle evde kalıp kalmamaya karar veremiyorum.

They wondered whether they should buy an expensive present or a cheap one.

Onlar pahalı veya ucuz bir hediye almak konusunda şaşırdılar.

 

Kısaltma yaparken, noun clause'da kullanılan tensel de dikkate almalıyız. Bu kısaltma her tense ile mümkün değildir. Genellikle will, should, must ya da can/could ile kurulmuş  cümleleri kısaltabiliriz.

 

She told me where to get fresh vegetables.

Bana nereden taze sebze alabileceğimi söyledi.

I think I know how to overcome this situation.

Bu durumun nasıl üstesinden gelebilirim bilmiyorum.