CONJUNCTIONS & TRANSITIONS = BAĞLAÇLAR VE GEÇİŞLER

Conjunctions (bağlaçlar), aynı gramer yapıya sahip (iki isim, iki sıfat, iki zarf gibi sözcük ya da sözcük öbeklerini ve cümleleri bağlayan sözcüklerdir. Bunlar so, and, once gibi tek bir sözcükten oluşabilir ya da in order that, so that, as long as gibi bir sözcük öbeği de olabilirler.

Transitions ya da connectors diye isimlendirilen however, therefore, nevertheless gibi sözcükler ise sadece iki cümleyi bağlayan, bir düşünceden diğer bir düşünceye geçişi sağlayan cümle bağlaçlarıdır.

Bağlaçları üç grupta inceleyebiliriz

 

1)    COORDINATING CONJUNCTIONS : KOORDİNASYON BAĞLAÇLARI

 

and,

or,

but,

nor,

yet

so,

for,

ve

Veya , yada

Ama

Ne de

ancak

Bu yüzden

çünkü

 

a)    AND, OR, BUT, YET Bu bağlaçlar sözcükleri ya da cümleleri bağlamak için kullanılır.

 

  • "And" aynı doğrultuda anlama sahip sözcükleri birleştirir (her ikisi de olumlu ya da her ikisi de olumsuz): beautiful and clever(güzel ve zeki), sunny and warm(güneşli ve sıcak), crowded and noisy(kalabalık ve gürültülü),
  • "But" ve "yet" "fakat, ama" anlamına gelir ve zıtlık vurgulayan, çelişen sözcükleri birleştirir: beautiful but/yet stupid(güzel ama aptal), cheap but/yet good(ucuz ama iyi), warm but/yet windy (sıcak ama rüzgarlı),.
  • "Or" seçenek sunarken "ya da" anlamında kullanılır: sooner or later(er yada geç), my parents or my sister (ailem yada kız kardeşim)

 

CÜMLEDEKİ KULLANIŞLARI

 

İsim+ and-but-or +isim Bu kullanımda but' tan sonra gelen bölüm, özellikle uzun bir sözcük öbeği ise, genellikle virgülle cümlenin devamından ayrılır.

 

The dog, but not the cat, is known to faithful.

Köpek sadık bilinir ama kedi bilinmez.

The president, but not the woman he married, is quite a conservative person.

Başkan, ama evli kadın, oldukça muhafazakar bir kişidir.

Cats and dogs don't get along well.

Kediler ve köpekler birlikte iyi geçinemezler

A toy or a game makes happy to children.

Bir oyuncak veya bir oyun cocukları mutlu yapar.

 

Sıfat/zarf + and-but-or + sıfat/zarf

 

He drove the car slowly and carefully.

Arabayı yavaş ve dikkatli sürdü

He drove the car fast but carefully.

Arabayı hızlı ama dikkatli sürdü

He is sleepy or bored.

Onun uykusu var veya sıkıldı.

Mastar/ulaç+and-but-or+Mastar/ulaç

 

I'd like to watch TV or  listen to some music.

Biraz televizyon izlemek ya da müzik dinlemek isterim

I've decided to quit school and (to) find a job.

Okulu bırakıp iş bulmaya karar verdim

I like walking but not running

Yürümeyi severim ama koşmayı sevmem.

 

Fiil+and-but-or + Fiil

Aynı özne birden fazla eylem gerçekleştiriyorsa, bu eylemleri, özneyi yinelemeden, bağlaçları

kullanarak birleştirebiliriz. Eğer bağlaçtan sonraki eylemin yardımcı fiili ilk eyleminkiyle aynı ise yardımcı fiili tekrar kullanmayabiliriz. Ancak yardımcı fiil değişiyorsa kullanmak zorundayız.

 

She opened her purse, took out some money and paid for the ticket.

Çantasını açtı, biraz para çıkardı ve biletin parasını ödedi.

She has a lot of qualifications and is very talented.

Onun bir çok niteliği var ve çok yetenekli

I looked everywhere for my glasses but couldn't find them.

Gözlüklerimi her yerde aradım ama bulamadım

She knows a lot about the job but isn't very keen to work.

O iş hakkında çok şey biliyor ama çalışmak için çok istekli değil

She will stay in a dormitory or rent a house with friends.

O bir yurtta kalacak yada arkadaşlarıyla ev kiralayacak.

 

b)    And, but, yet (fakat), or, nor, so (bu yüzden) ve for (çünkü) iki bağımsız cümleyi bağlayabilir

 

İki tam cümleyi araya virgül koyarak arka arkaya ifade etmek mümkün değildir. Ancak birinci

cümleyi noktalayıp ikinci cümleye geçebiliriz ya da arada bjr bağlaç kullanırız. Bu bağlaçlar

ikinci cümlenin başına gelir ve genellikle kendilerinden önce virgül kullanılır. And, but ve ör büyük harfle cümle başlatabilir. Bu durumda yine kendinden önceki cümleyle bağlantılıdır. Ancak bu kullanım formal English'de pek tercih edilmemektedir.

 

The children were playing and the parents were chatting

Çocuklar oynuyordu ve aileleri sohbet ediyordu.

 

  • Yet, so ve for bağlaç olarak kullanıldıklarında kendilerinden önce virgül gelir.

 

She didn't feel well, so she didn't go to work.

Kendini iyi hissetmiyordu, bu yüzden işe gitmedi.

She didn't go to work, for she didn't feel well.

İşe gitmedi çünkü kendini iyi hissetmiyordu.

She didn't feel well, yet she still went to work.

Kendini iyi hissetmiyordu, ama yine de işe gitti

 

  • Nor bu şekilde bağlaç olarak kullanıldığında birinci cümle olumsuz olur ya da refuse, deny gibi olumsuz anlama sahip bir fiil içerir. Nor'un bağlı bulunduğu ikinci cümle ise devrik olur. Cümleyi devrik yapmak için yardımcı fiil + özne + yüklem dizimi kullanılır.

 

He doesn't like meat, nor does he like fish.

Eti sevmediği gibi, balığı da sevmez

She herself didn't watch the film, nor did she let us watch it.

Filmi kendisi izlemediği gibi, bizim izlememize de izin vermedi.

He refuses to take exercise, nor does he try to eat less.

Egzersiz yapmayı reddettiği gibi, az yemeye de çalışmıyor

 

2)    CORRELATIVE CONJUNCTIONS = DENKLİK BAĞLAÇLAR

 

Bu gruptaki bağlaçlar ikili olarak kullanılır: hem (her iki)... and, either (ve veya)..or, neither( ya ne ne)...nor( ne), not only(ne sadece)...but also Ama ayrıca) Bu bağlaçlar iki özne, nesne, sıfat, zarf ve fiili, sözcük öbeğini (phrase) ya da cümleciği (dause)

bağlayabilir

 

İki ayrı cümleyi bağlaçlı tek bir cümleye dönüştürürken dikkat etmemiz gereken noktalar

şunlardır:

a)    Önce cümlelerin ortak ve farklı olan öğeleri belirlenir. Farklı olan öğelerden birinin başına bağlacın birinci bölümü, diğerinin başına ikinci bölümü getirilir

Both Ali and Ayşe will come with us

Hem ali hem de ayşe bizimle gelecek

She is beautiful. She is clever. She is both beautiful and clever.

O güzeldir. O zekidir. O  hem güzel hem de zekidir.

She isn't tall. She isn't short. She is neither tall nor short.

O uzun değildir. O kısa değildir.  O ne kısa ne de uzundur

 

b)    Bağlaçla elde ettiğimiz yapının cümle içindeki yeri bağladığı öğenin yeriyle aynıdır. Yan iki özneyi bağladıysa cümlenin başında, iki nesneyi bağladıysa yüklemden sonra yer alır.

 

Ali will help me, or Ayşe will help me. (özne  + özne)

Either Ali or Ayşe will help me.

Ali bana yardım edecek yada ayşe bana yardım edecek

Ya ali yada ayşe bana yardım edecek.

I didn't buy a shirt. I didn't buy a skirt. (nesne + nesne)

I bought neither a shirt nor a skirt.

Tshirt satın almadım. Etek satın almadım.

Ne tshirt satın aldım ne de etek.

The film was too long. The film was boring, (sıfat. + sıfat.)

The film was both too long and boring.

Film çok uzundu. Film sıkıcıydı.

 

Film çok uzun ve sıkıcıydı.

 

c)    Both ... and iki özneyi bağlıyorsa fiil daima çoğuldur. Diğer bağlaçlarla yükleme yakın olan özne, yani ikinci özne temel alınır. Eğer ikinci özne tekilse tekil bir fiil, çoğulsa çoğul bir fiil kullanılır.

Both my parents and my sister are coming tomorrow.

Hem ailem hem de kızkardeşim yarın geliyor.

Both Ali and Ayşe were absent from class yesterday.

Hem ali hem de ayşe dün sınıfta yoktu

Not only my parents but also my sister is coming tomorrow.

Sadece ailem değil kızkardeşim de yarın gelmiyor

Not only my sister but also my parents are coming tomorrow.

Sadece kızkardeşim değil ailem de yarın gelmiyor

Not only Ali but also Ayşe was absent from class yesterday.

Sadece Ali değil ayrıca Ayşe de dün sınıfta yoktu

Neither the manager nor my colleagues approve of the plan.

Ne müdür ne de arakdaşlarım planı onaylar

Neither my colleagues nor the manager approves of the plan.

Ne arkadaşlarım ne de müdür planı onaylar.

Either the teacher or the students have made a mistake.

Ya öğretmen bir hata yaptı ya da öğrenciler

Either the students or the teacher has made a mistake.

Ya öğrenciler bir hata yaptı ya da öğretmen.

 

  • Both ... and Türkçe'ye hem ... hem de biçiminde çevrilir ve olumlu cümlelerde kullanılır.

Both the driver and the passengers were badly injured.

Hem sürücü hem de yolcular ağır yaralandı

Yesterday I both visited an art exhibition and went to the cinema

Dün hem bir resim sergisini gezdim hem de sinemaya gittim.

  • Not only ... but also da olumlu cümlelerle kullanılır. Both ... and den daha vurgulu bir ifadedir.

Not only the driver but also the passengers were injured.

Sadece sürücü değil yolcular da yaralandı

l not only visited an art exhibition but also went to the cinema.

Sadece bir resim sergisini gezmekle kalmadım, sinemaya da gittim.

  • Neither ... nor Türkçe'ye ne ... ne de biçiminde çevrilir. Kendisi olumsuz bir yapı olduğu için olumlu fiille kullanılır, ancak cümlenin anlamı olumsuzdur.

Neither Ali nor Ayşe likes fish.

Ne Ali ne de Ayşe balığı sever

She neither studied nor watched TV

Ne ders çalıştı ne de televizyon izledi

  • Either ... or, ya ...ya da anlamındadır. Genellikle olumlu cümlede kullanılır. Olumsuz cümlede kullanıldığı zaman neither ... nor ile aynı anlamı verir, ama bu kullanım çok yaygın değildir. Olumsuz cümlede either kullanmadan sadece "or" kullanmak daha yaygındır.

Either my sister or my friend must have taken my book.

Kitabımı ya kardeşim ya da arkadaşım almış olmalı

She has either fallen asleep or gone somewhere.

Ya uyuyakaldı ya da bir yere gitti.)

She has been paralyzed since that shocking incident. She can't (either) speak or walk.

O çok edici olaydan beri felç olmuştur.Ne konuşabiliyor ne de yürüyebiliyor

 

d)    Not only ... but also iki cümleyi bağlıyorsa, not only'nin bağlı bulunduğu cümle devrik, ikinci cümle düz olur.

He not only shouted at the child but also hit him.

Çocuğa sadece bağırmakla kalmadı, onu dövdü de.)

Not only did he shout at the child, but he (also) hit him.

Çocuğa sadece bağırmakla kalmadı, onu dövdü de.)

Not only does pollution do harm to people today, but it (a/so) endangers the survival of human beings in the future.

Hava kirliliği sadece bugün zarar vermez ayrıca gelecek insan oğlunun yaşamını da tehlikeye atar

 

  • Not only ... but also iki özneyi bağlarken de cümlenin başında yer alır. Ancak bu durumda cümle devrik olmaz.

Not only humans but also other living things are gravely affected by pollution

Sadece insanlar değil aynı zamanda diğer canlılar da hava kirliliğinden etkilenir.

 

3)    SUBORDINATING CONJUNCTIONS = ZARF BAĞLAÇLARI

 

Bir yan cümleyi temel cümleye bağlayan when, before, because, although gibi sözcükler subordinating conjunctions diye isimlendirilir. Bağlacın bulunduğu cümle (adverbial clause]

temel cümleden önce ya da sonra gelebilir. Adverbial clause temel cümlenin önünde yer alırsa iki cümle arasında virgül kullanılır. Temel cümleden sonra geliyorsa genellikle virgül

kullanılmaz

 

Although it was raining, she went out for a walk.

Yağmur yağdığı halde , o yürümek için dışarı çıkdı

She went out for a walk although it was raining.

Yağmur yağmasına rağmen o dışarıya yürümek için çıkdı

Because she was tired, she went straight to bed.

Yorgun olduğu için , dosdoğru yatağa gitti

She went straight to bed because she was tired.

Dosdoğru yatağa gitti çünkü yorgundu.

After she (had) made a phone call, she left home.

Bir telefon görüşmesi yaptıkdan sonra , evden ayrıldı.

She left home after she (had) made a phone call.

Bir telefon görüşmesi yaptıkdan sonra , evden ayrıldı.

If she were a bit more reasonable, she wouldn't be in this mess.

Biraz daha mantıklı olsaydı , bu karmaşa içinde olmazdı

She wouldn't be in this mess If she were a bit more reasonable.

Bu karmaşa içinde olmazdı eğer biraz daha mantıklı olsaydı

 

Bu bağlaçları, cümleler arasında kurduğu ilişki bakımından gruplandırarak şöyle sıralayabiliriz:

 

ZAMAN

after,

before,

by the time (that),

until,

till,

since,

 

‘dan sonra

‘dan once

zamanında

‘inceye kadar

‘e kadar

‘den beri

as long as/so long as*,

while,

as,

when,

whenever,

once,

sürece

sırasında

Olduğu gibi

‘diği zaman

‘dığında

Olur olmaz

as soon as

immediately,

the moment

now

 

En kısa sürede

hemen

Anında

şimdi

 

 

MEKAN

where,

wherever,

as far as

dığı yerde

Nerede olursa

olabildiğince

 

TAVIR

as,

as if,

as though

how

‘diği gibi

sanki

Düşünce olarak

nasıl

 

NEDEN

because,

Çünkü

since,

‘dığı için

seeing that

Madem ki

as

rağmen

for,

dolayı

seeing as

Görüldüğü için

as/so long as

olduğu sürece

inasmuch as

olduğu kadar

 

AMAÇ

so that/in order that

for the purpose that

for fear that

lest

Onun için

Bunun amacıyla

korkusundan

Olmasın diye

 

IMTIYAZ

 

although,

Rağmen

even though

Olsa bile

though,

‘duğu halde

while,

‘irken

whereas,

Oysa

much as

Kadar

however

Her ne şekilde

no matter

Önemli olmasa da

 

DURUM

if,

Eğer

even if

Olsa bile

unless,

Olmadıkça

providing (that

koşuluyla

only if

yalnızca

provided (that),

Şartıyla

whether or not

Olup olmadığını

in case,

Bu durumda

as/so long as

Gibi çok gibi

suppose (that

Varsayalımki

supposing (that),

varsayıldığında

assuming (that)

farzederek

 

 

 

SONUÇ

 

so + sıfat/zarf. that,

Ornek so happy that o kadar mutlu

such (a/an) + sıfat/isim + tthat

Böyle bir

 

ÖRNEKLER

 

After I eat this dinner, I will go cinema.

Akşam yemeğimi yedikden sonra sinemaya gideceğim

After I had finished the report, I went out for lunch.

Raporu bitirmişdim , sonra öğle yemeği için dışarı gittim

Before you go out for lunch, I will finish this report.

Öğle yemeğine gitmeden önce bu raporu bitireceğim

Before I went out for dinner, I finished the report

Akşam yemeğine gitmeden önce raporu bitirdim.

When I got home, they were going dinner.

Eve vardığımda , akşam yemeği yiyorlardı

When I got home, they ate dinner.

Eve vardığımda akşam yemeğini yedilerdi.

When I got home, they had finished dinner.

Eve vardığımda Akşam yemeğini bitirmişlerdi.

When I get home, they will be eating dinner.

Eve vardığımda onlar akşam yemeğini yiyor olacaklar

When I get home, we will eat dinner.

Eve vardığımda akşam yemeğini yiyeceğiz

When I get home, she  will have eaten dinner.

Eve vardığım zaman o akşam yemeği yiyecekmiş

When I have finished this report, I will go out for tennis.

Raporu bitirdiğimde tenis için dışarı gideceğim

When had finished the report, I went out for lunch.

Raporu bitirmiş olduğumda öğle yemeği için dışarı gideceğim

When I see him tomorrow, I will give him your message.

Onu yarın gördüğüm zaman mesajını ileteceğim ona

When I saw him yesterday, I gave him your message.

Dün onu gördüğüm de mesajını ona ilettim

While/As I was walking up the street, I ran into an old friend.

Cadde de yürüyordum , eski bir arkadaşa rastladım

While/As I was taking the cake out of the oven, I burnt myself.

Kek pişiriyorken kendimi yaktım

While/As I cooked dinner, my son sat in the kitchen and watched me.

Akşam yemeğini pişirirken oğlum mutfağa oturdu ve beni izledi

My friend looked after my plants while I was on holiday

Tatildeyken arkadaşım çiçeklerime baktı.

My friend will look after my plants while I am on holiday.

Tatile gittiğimde arkadaşım çiçeklerime bakacak.

They were playing cards while I was working hard on my thesis.

Ben tezime çok çalışırken onlar iskambil oynuyorlardı

By the time he comes back, we will have finished our work.

O geri döndüğü zaman ,işimizi bitirmiş olacağız

By the time he comes back, it will be too late

 O geldiği zaman çok geç olmuş olacak

By the time he came back, we had finished our work.

O geldiği zaman , işimizi bitirmiştik.

By the time he came back, it was too late

O geldiği zaman çok geçti.

She will wait for me until/till I finish/have finished my work.

Ben işimi bitirene kadar o beni bekleyecek

She waited for me until/till I finished/had finished my work

Ben işimi bitirene kadar o beni bekledi

I had never heard of that author until/till you told me about her.

Sen hakkında bişi söyleyene kadar o yazarı hiç duymamıştım

I am very happy to see him. We haven't seen each other since we left school.

Onu gördüğüme çok sevindim, okuldan ayrıldığımızdan beri gormemiştim

I was very happy to see him, because we hadn't seen each other since we left school.

Onu gördüğümde çok mutlu oldum çünkü okuldan ayrıldığımızdan beri birbirimizi görmemiştik.

As soon as/Once/The moment/Immediately I saw him, I understood that something was wrong.

Onu görür görmez birşeyin yanlış olduğunu anladım

As soon as I finished/had finished my work, I went out.

İşimi bitirir bitirmez dışarı çıktım

As soon as I finish/have finished my work, I will go out

İşimi bitirir bitirmez dışarı çıkacağım

I won't forgive him as long as/so long as I live.

Yaşadığım sürece onu affetmeyeceğim

I never bought anything from that shop as long as/so long as I lived there.

Orada yaşadığım sürece o dükkandan herhangi birşey satın almadım

I greet him whenever/every time I see him.

Onu her görüşümde selamlarım

I greeted (used to greet) him whenever/every time I saw him.

Onu her gör gördüğümde selamladım

The first time I went to Ankara, I stayed at a three-star hotel.

Ankara’ya ilk gittiğimde 3 yıldızlı bir otelde kaldım

The next time I go there, I won't stay at the same hotel

Gelecek sefer oraya gidersem aynı otelde kalmayacağım

The last time I went there, I visited many friends.

Oraya son gittiğimde bir çok arkadaşımı ziyaret ettim

The last time I saw him, he was working for a computing firm.

Onu son gördüğümde. Bir bilgisayar firmasında çalışıyordu

Now that we have finished our work, we can go out for a walk.

İşimizi bitirdiğimize göre , yürüyüşe çıkabiliriz.

Now that school is over, he can start to look for a job.

Okulunu bitirdiğine göre iş bakmaya başlayabilir

I had no sooner received his letter than he himself arrived.

O kendisi geldiğinden beri onun yakın zamanda mektubunu almadım

I had hardly received his letter since he himself arrived.

O kendisi geldiğinden beri mektubunu nerdeyse hiç almıştım