GERUNDS AND INFINITIVES İSİMFİİLLER VE MASTARLAR

 

  1. Bir gerund ya da Infinitive, cumlede isim gibi islev goren fiildir. Cumle icinde isimlerin kullanıldığı ozne, nesne vb. durumunda kullanılır.

 

Gerund, bir fiil kokune "-tag" takısının eklenmesiyle elde edilir: swimming, reading, playing football, having to get up early, etc.

 

Swimming is my favourite sport.

Yüzmek en sevdiğim spordur.

I like reading contemporary books.

Çağdaş kitapları okumayı severim.

Having to get up early won't bother me at all.

Erken kalkmak beni hiç rahatsız etmez

 

 

  1. Infinitive ise fiilin basına "to" getirerek ya da fiili yalın haliyle kullanarak elde edilir: to learn English, to climb the mountain, to be able to speak English fluently, etc.

 

It isn't so difficult to learn English.

İngilizce öğrenmek o kadar zor değildir.

To climb to the top of the mountain won't be easy.

Dağın en tepesine tırmanmak kolay olmayacak.

To be able to speak English fluently is desired by every learner.

İngilizceyi akıcı konuşmak her öğrenci tarafından arzulanmaktadır.

 

 

  1. Gerund ile present participle arasındaki ayrıma dikkat ediniz.Gerund "-ing" takısı ile bir fiil kokunden elde edilmis isimdir.

 

Swimming can help you to lose weight.

Yüzmek kilo kaybetmene yardımcı olabilir.

 

 

Present participle ise fiilin, surerlik bildiren tense'lerle cekimlenirken "-ing" takısı almasıdır.

 

The children are swimming in the sea.

Çocuklar denizde yüzüyorlar.

 

 

GERUNDS = İSİM FİİLLER

 

GERUND AS SUBJECT OF A SENTENCE = BİR CÜMLENİN ÖZNESİ OLARAK İSİM FİİLLER

 

  1. Gerund, bir cumlenin ya da bir yan cumlenin oznesi olarak kullanılabilir. Bu ozne tek bir sozcukten (simple gerund: swimming, reading, etc.) ya da bir sozcuk grubundan (gerund phrase: listening to the news, having the necessary qualifications, etc.) olusabilir.

 

Reading is essential to broaden one's horizons.

Okumak kişinin ufkunu genişletmek için şarttır.

Cooking is my mother's favourite job.

Yemek pişirmek annemin en sevdiği iştir.

Teasing animals is cruel.

Hayvanlarla dalga geçmek zalimcedir.

Having to work hard all the time can strain one's nerves.

Her zaman çalışmak zorunda olmak kişinin sinirlerini zorlayabilir.

Eating too much makes people fat.

Çok fazla yemek yemek insanları şişmanlatır.

I think that eating a balanced diet will help you to slim down healthily.

Bence dengeli bir şekilde diyet yaparak yemek yemek sana sağlıklı bir şekilde kilo kaybetmene yardımcı olur.

She soon realized that living in a foreign country was rather distressing.

Yabancı bir şehirde yaşamanın üzücü olduğunu çok geçmeden fark etti.

 

 

  1. Bir cumlenin oznesi gerund ise, yuklemi tekil bir fiilden olusur: is, was, does, etc. Ancak, iki gerund and ile bağlanıyorsa, o oznenin icinde birden fazla oğe bulunduğu icin, yuklem coğul bir fiilden olusur: are, were, do, etc.

 

Being interested in books is a good quality.

Kitaplarla ilgilenmek iyi bir özelliktir.

Giving severe punishments to children Is unfair.

Çocuklara büyük ceza vermek insafsızcadır.

Swimming and running are my favourite sports.

Yüzmek ve koşmek benim en sevdiğim sporlardır.

Ironing and washing the dishes are the most boring jobs for me.

Ütü yapmak ve bulaşıkları yıkamak benim için en sıkıcı işlerdir.

 

 

  1. İki gerund but ya da or ile bağlanıyorsa, yine tekil fiil alır.

 

Living in the same house but not sharing the household duties shows her irresponsibility

Aynı evde yaşayıp ev işlerini paylaşmamak onun sorumsuluğunu gösterir.

Reading a book for a while or listening to slow music provides relaxation after a hard day's work

Zorlu bir çalışma gününün ardından bir kitap okumak yada hafif müzik dinlemek rahatlama sağlar.

Walking but not running is advisable to those who are suffering from heart diseases

Koşmak değil de yürümek kalp hastalıklarından müzdarip olanlar için tavsiye edilir.

 

 

  1. Gerund'ı olumsuz yapmak icin basına not getirilir.

 

Not being aware of the facts can't be regarded as an excuse.

Gerçeklerin farkında olmamak bir bahane olarak kabul edilemez.

His not wanting to come with us surprised us all.

Onun bizimle gelmesi beklenmiyordu bizi şaşırttı.

The government's not taking strict measures against the increasing interest rates will destroy our economy.

Hükümetin artan faizlere karşı bir önlem almaması ekonomimizi tahrip edecek.

 

 

GERUND AS SUBJECT COMPLEMENT BİR KONU TAMAMLAMACI OLARAK İSİMFİİLLER

 

Bir gerund be fiilinden sonra gelerek ozneyi tanımlayan bir sozcuk ya da sozcuk grubu olabilir.

 

My biggest problem at work now is having to deal with too many people every day.

Benim şuan işteki en büyük sorunum bir çok insanla uğraşmak zorunda kalmak.

Their favourite pastime is watching television.

Onların en sevdiği eğlencesi televizyon izlemektir.

Her biggest dream is having a more affectionate mother.

Onun en büyük hayali daha şefkatli bir anneye sahip olmaktır.

The main quality needed in this job is being polite all the time.

Bu işte gerekli temel kalite her zaman kibar olmaktır.

 

 

 

GERUND AS DIRECT OBJECT DOĞRUDAN NESNE OLARAK İSİMFİİLLER

 

  1. Bazı fuller, kendilerinden sonra gelen fiili gerund biciminde alırlar. Gerund bu cumlelerde nesne olarak islev gorur.

 

I'm afraid I have to delay going on holiday.

Tatili ertelemek zorunda kalmaktan korkuyorum.

I enjoy walking by the sea very much.

Deniz kıyısında yürüyüş yapmaktan çok hoşlanıyorum.

You can go out when you've finished doing your homework

Ödevini yapıp bitirdikden sonra dışarı çıkabilirsin.

 

 

 

Bu sekilde yaygın olarak kullanılan fiiller sunlardır:

 

anticipate

 keep

appreciate

 mean

avoid

 mention

can't help

 mind

can't stand

 miss

complete

 postpone

consider

 practise

contemplate

 recall (remember

delay

 Recollect(remember)

deny

 recommend

detest

 resent

discuss

 remember

dislike

 resist

enjoy

 risk

excuse*

 stop

finish

 suggest

imagine

 understand*

 

  • * Yanında yıldız olan fuller gerund'dan once iyelik sıfatı kullanmayı gerektirir.

 

I will excuse his coming late.

Onun geç gelmesini bahane edeceğim.

I don't understand your leaving so early.

O kadar erken ayrılmanı anlamıyorum.

 

 

 

 

He admitted stealing his mother's silver tray but denied selling it for drugs.

O annesinin gümüş tepsisini çaldığını itiraf etti ama uyuşturucu sattığını inkar etti.

I appreciate being with friends.

Arkadaşlarla olmaktan zevk alıyorum.

He avoided looking at me while I was criticizing him.

Onu eleştirirken bana bakmaktan kaçındı.

I cant help feeling sorry for them when I see small children in the street begging for money.

Sokakda para için yalvaran bir çocuk gördüğümde onlar için üzülerek yardımcı olamam.

I excused her taking my dress without my permission.

Onun benim iznim olmadan elbisemi almasını hoş gördüm.

I miss our gathering round my grandmother and listening to her war stories.

Anneannemin edrafına toplanıp onun anlattığı masalları dinlemeyi özledim.

They had to postpone giving a party because of the car accident their son had.

Oğullarının geçirdiği kaza yüzünden parti vermeyi ertelediler.

In order to improve your English, you should practise speaking it whenever possible.

İngilizce’ni geliştirmek amacıyla mümkün olan her zaman konuşarak pratik yapmalısın.

You have to quit eating too much if you want to lose weight.

Kilo vermek istiyorsanız çok fazla yemek yemekten vazgeçmelisiniz.

I don't recall meeting you before.

Seni toplantıdan önce hatırlamıyorum.

I resented not receiving an invitation to the party.

Partiye davet edilmemek gücüme gitti.

Though she is on a strict diet, she sometimes can't resist eating dessert.

Sıkı bir diyette olsa da tatlı yemeye karşı koyamamaktadır.

You risk losing all your money in that business.

Bu işte bütün paranı kaybetme riskine girersin.

I suggest going for a walk instead of playing cards here.

Burda iskambil oynamak yerine yürüyüşe gitmenizi öneririm.

My parents won't tolerate lying.

Ailem yalan söylemeye müsaade etmeyecektir.

 

 

  1. The Possessive + Gerund İYELİK SIFATI + İSİMFİİL

 

Bir gerund'ın onunde iyelik sıfatı (possessive adjective: my, your, his, our, All's, my father's, my sisters', etc.) kullanılır. Ancak gunluk dilde possessive yerine object pronoun da kullanılır:

me, you, him, Ali, my father, my sisters, etc.

 

Formal: I will never forgive Jack's scolding me in public.

I will never forgive His scolding me in public.

Jackin beni ortalıkta azarlamasını asla affetmeyeceğim.

Onun beni ortalıkta azarlamasını asla affetmeyeceğim.

Informal: I will never forgive Jack scolding me in public.

I will never forgive him scolding me in public

Jackin beni ortalıkta azarlamasını asla affetmeyeceğim.

Onun beni ortalıkta azarlamasını asla affetmeyeceğim.

 

Bir gerund'ın onunde iyelik sıfatı (possessive adjective: my, your, his, our, All's, my father's, my sisters', etc.) kullanılır. Ancak gunluk dilde possessive yerine object pronoun da kullanılır:

me, you, him, Ali, my father, my sisters, etc.

 

Bir gerund'ın onunde possessive kullanıldığı zaman, genellikle anlamda bir değisme olur.

 

I admit being guilty.

Suclu olduğumu kabul ediyorum.

Suclu olan ve kabul eden: ben

I admit Ms being guilty.

 

Onun suclu olduğunu kabul ediyorum

Suclu olan ve kabul eden: ben

Kabul eden: ben, suclu olan: o)

I dislike interrupting people working very hard.

 

Yoğun bir sekilde calısan insanlarm isini bolmekten hoslanmıyorum.)

Idislike your interrupting people working very hard.

Yoğun bir sekilde calısan insanların isini bolmenden hoslanmıyorum.

 

 

GERUND AS THE OBJECT OF A PREPOSITION = BİR EDATIN NESNESİ OLARAK İSİM FİİLLER

 

  1. Bir preposition'dan sonra isim gelir. Bu nedenle bir preposition'dan sonra gelen fiil de gerund bicimindedir

 

I'm interested in music, (noun)

I'm interested In listening to music, (gerund phrase)

Müzikle ilgileniyorum.

Müzik dinlemekle ilgileniyorum.

She is afraid of the dark.

She is afraid of going out in the dark.

Karanlıktan korkar.

Karanlıkta dışarı çıkmaktan korkar.

I object to his proposal.

I object to doing the Job as he proposed.

Onun önerisine karşı çıkarım.

İşin onun önerdiği gibi yapılmasına karşı çıkarım.

I'm looking forward to my holiday.

I'm looking forward to having my holiday soon.

Tatil için sabırsızlanıyorum.

Yakında tatile gideceğim için sabırsızlanıyorum.

 

 

Son iki ornekte, "to" dan sonra gerund kullanımına dikkat ediniz. Bu orneklerde "to", infinitive'in bir bolumu değil, preposition'dır ve kendisinden sonra bir gerund gelir.

 

I want a book on pollution.

I want to read a book on pollution.

Çevre kirliliği ile ilgili bir kitap istiyorum.

Çevre kirliliği ile ilgili bir kitap okumak istiyorum.

I object to your offer.

I object to having the meeting at such a late hour.

Senin teklifine itiraz ediyorum.

Bu kadar geç bir asatte toplantı yapmamıza itiraz ediyorum.

 

 

 

Yukarıdaki orneklerden birincisinde, "want" in kendine ait bir preposition'ı yoktur. Bu nedenle kendinden sonra direk nesne alır (want a newspaper, want a job, etc.) Ancak "want' tan sonra fiile gecerken "to" ile gecilir, yani to + infinitive gelir, (want to buy, want to sleep, etc.) İkinci ornekte ise "to" "object' fiiline bağlı bir preposition'dır. Bu nedenle, "object" ten sonra bir nesneye gecerken de "to" kullanılır. Fiil ise gerund biciminde gelir.

 

  1. Preposition'ı "to" olan yapılar

 

be accustomed to

I'm accustomed to Turkish coffee.

I'm accustomed to drinking Turkish coffee.

Türk kahvesine alışık değilim.

Türk kahvesi içmeye alışık değilim.

 

be used to

I'm not used to heavy clothes.

I'm not used to wearing heavy clothes.

Ağır giysilere uygun değilim.

Ağır giysiler giymeye uygun değilim.

 

look forward to

I look forward to your letter.

I look forward to receiving a letter from you.

Senin mektubun için sabırsızım.

Senden bir mektup alacağıma sabırsızım.

 

be opposed to

I'm opposed to excessive spending on cosmetics.

I'm opposed to spending excessively on cosmetics.

Kozmatiklere aşırı harcamalara karşıyım.

Kozmatiklere aşırı harcamaya karşıyım.

 

object to/have an objection to

I have an objection to the plan.

I have an objection to carrying out the plan in this way

Benim plana itirazım var.

Ben planın bu şekilde yürütülmesine karşıyım.

 

prefer something to doing something

I prefer tennis to basketball.

I prefer playing tennis to playing basketball.

Tenisi basketbola terch ederim.

Tenis oynamayı basketbol oynamaya tercih ederim.

 

İn addition to

In addition to jeans, she bought lots of other things.

In addition to buying jeans, she bought lots of other things.

Kot pantolana ek olarak bir sürü şey satın aldı.

Kot pantolon satın almaya ek olarak bir sürü şey satın aldı.

 

 

  1. "Preposition + Gerund" yapısını uc bolumde inceleyebiliriz.

 

1. Verb + Preposition + Gerund FİİL+EDAT+İSİMFİİL

2. Adjective + Preposition + Gerund SIFAT+EDAT+İSİMFİİL

3. Noun + Preposition + Gerund İSİM+EDAT+İSİMFİİL

 

  1. Verb + Preposition + Gerund FİİL+EDAT+İSİMFİİL

 

Bir preposition ile birlikte kullanılan fiilleri iki gruba ayırabiliriz.

 

 

 

 

Verb + Preposition + Gerund = FİİL+EDAT+İSİMFİİL

 

abstain from

He now has to abstain

from

drinking alcohol.

 

 

apologize for

apologized

for

being late.

 

 

adjust to

You will have to adjust

to

eating English meals

when you go there.

 

 

approve/disapprove of

Do you approve

of

her staving out so late.

 

 

argue about

Last night, we argued

about

her staying out so late?

 

 

believe in

I really believe

In

working hard for world

peace.

 

 

care about

Do you care

about

being well-dressed?

 

 

comment on

I don't want to comment

on

his solving the problem.

 

 

complain about

He always complains

about

having too much work.

 

 

concentrate on

You have to concentrate

on

improving your grammar.

 

 

consist of

Being a good student consists

of

studying regularly

 

 

deal with

I want to deal

with

redecorating the house.

 

 

decide against

Seeing the cold weather, we decided

against

going on a day out.

 

 

depend on (upon)

Passing the exam depends

on

your studying hard .

 

 

dream of

He has always dreamed

of

being a famous actor.

 

 

 

 

feel like

I feel

like

having a short trip.

 

 

forget about

She is trying to forget

about

being deceived by him.

 

 

insist on

Do you still insist

on

wearing that funny tie?

 

 

look forward to

What are you looking forward

to

doing most?

 

 

object to

Why do you always object

to

my wearing jeans?

 

 

participate in

I want to participate

in

formulating the budget.

 

 

plan on

What do you plan

on

doing this weekend?

 

 

refer to

In his speech, the chairman referred

to

expanding the firm into the Middle East

 

 

take advantage of

We should take advantage

of

living in a big city.

 

 

talk about

Last night, we talked

about

economizing to keep up with the increasing prices.

 

 

think about/of

She is thinking

about

spending a year in England to improve her English.

 

 

succeed in

Are you sure you'll succeed

In

persuading your father?

 

 

worry about

Don't worry

about

my working so hard.

 

 

 

 

B. Verb + Object + Preposition + Gerund FİİL+NESNE+EDAT+İSİMFİİL

 

accuse someone of

They accused

the man

of

robbing the bank.

 

 

 

 

 

apologize to someone for

She apologized

to me

for

being late.

 

 

 

 

 

arrest someone for

They arrested

the guard

for

helping the robbers.

 

 

 

 

 

blame someone for

I blamed

her

for

making me late.

 

 

charge someone with

They will charge

him

with

falsifying the accounts

complain to someone about

I complained to

the owner

about

hassling us for the rent.

congratulate someone on

I congratulated

him

on

being the top student.

 

 

 

 

 

deter someone from

The storm deterred

the climbers

from

going on their climb.

 

 

 

 

 

devote oneself to

She devoted

herself

to

bringing up her children.

 

 

 

 

 

discourage someone from

Someone discouraged

her

from

entering the beauty contest.

 

 

 

 

 

forgive someone for

can't forgive

him

for

lying to me.

 

 

 

 

 

involve someone in

They didn't Involve

their father

In

fighting their rivals.

 

 

 

 

 

keep someone from

By speaking too loudly, they kept

me

from

studying.

 

 

 

 

 

prevent someone from

What prevented

him

from

leaving on holiday?

 

 

 

 

 

punish someone for

You shouldn't punish

him

for

stealing his candy.

 

 

 

 

 

stop someone from

Her attitude stopped

me

from

making friends with her.

 

 

 

 

 

suspect someone of

They suspected

him

of

betraying his partners.

 

 

 

 

 

thank someone for

I want to thank

them

for

helping me to find some accommodation.

 

 

 

 

 

warn someone about/against

We warned

We warned

the children

the children

Against

about

going \oo near the lake.

playing loo near the lake.

 

 

 

 

 

 

 

Bu fiiller passive durumda cok sık kullanılır.

 

They accused the man of robbing the bank.

The man was accused of robbing the bank.

Adamı bankayı soymaktan suçladılar.

Adam bankayı soymaktan suçlandı.

The doctor warned me against smoking so heavily.

 

I was warned against smoking so heavily.

Doktor beni sigaraya karşı çok ağır uyardı.

Sigaraya karşı çok ağır uyarıldım.

They discouraged her from going abroad for her education.

She was discouraged from going abroad for her education.

Onu yurt dışına eğitim için gitmekten vazgeçirdiler.

O yurt dışına eğitim için gitmekten vazgeçirildi.

The customers blame me for delaying their orders.

I am blamed by the customers for delaying their orders.

Müşteriler siparişleri geçiktiği için beni uyardılar.

Müşteriler tarafından siparişlerini geçiktirdiğim için uyarıldım.

They suspected the man at the corner of being a thief.

The man at the corner was suspected of being a thief.

Köşedeki bir adamı hırsız olmaktan suçladılar.

Köşedeki adam bir hırsız olmaktan suçlandı.

She devoted herself to providing every possible advantage for her children.

She was devoted to providing every possible advantage for her children.

O kendisini çocukları için her türlü yararı sağlamaya adamıştır.

O çocukları için her türlü yararı sağlamaya adanmıştı.

 

 

 

2. Adjective + Preposition + Gerund= SIFAT+EDAT+İSİMFİİL

 

 

  1. Pek cok sıfat bir preposition ile birlikte kullanılır ve bu preposition'dan sonra bir isim ya da gerund gelir. Sıfatlarla cumle kurarken yaygın olarak kullanabileceğimiz fiiller sunlardır: be, seem, appear, remain, look, become, get, feel.

 

 

Your younger son seems very good at drawing.

Sizin küçük oğlan çizimde çok iyi duruyor.

Are you interested in taking photographs?

Fotoğraf çekimiyle ilgileniyor musun?

Though I tried to comfort her, she remained concerned about not hearing from her son.

Onu teselli etmeye çalışmasına rağmen oğlundan haber olmamasından endişeliydi.

You are certainly capable of doing much better work.

Kesinlikle çok fazla iş yapma yeteneğine sahipsin.

After the resignation of the manager's secretary, Mrs. Brown became responsible for carrying out her duties.

Müdürün sekreterinin istifasının ardından Mrs. Brown görevlerini yürüten sorumlu oldu.

 

 

 

  1. Bu sekilde yaygın olarak kullanılan sıfatlar sunlardır:

 

accustomed to

good at

afraid of angry

grateful to sb. for

at appropriate

feel guilty for/about

for ashamed of

be guilty of

aware of bored

incapable of

with capable of

nterested in jealous

concerned about

of keen on lazy

content with

about opposed to

delighted at

proud of

different from/to/than

responsible for

essential to/for

similar to

excellent at

sorry about

excited about

successful in suitable

exposed to

for sure of (about)

famous for

surprised at terrified

fed up with

of tired of (from) used

fond of

to (accustomed to)

generous about/in

worried about happy about

 

 

  1. Tired of, bir seyden bıkmak, sıkılmak anlamına gelir. (=bored with, fed up with) Tired from, bir isten dolayı yorulmak anlamındadır.

 

 

I'm tired of waiting for the bus to come. Let's go with taxi

Otobüsün gelmesini beklemekten sıkıldım. Hadi taksiyle gidelim.

I think I'm getting old. I'm beginning to feel tired from working so hard.

Sanırım yaşlanıyorum. Çok fazla çalışmaktan yorgun hissetmeye başladım.

 

 

 

  1. Good at kullanımına benzer sekilde bad at, hopeless at, brilliant at, quick at, slow at gibi yapılar da kullanabiliriz.

 

She is quite quick at writing compositions in English but rather slow at speaking.

İngilizce kompozisyon yazmak konusunda oldukça hızlıdır ama konuşmakta oldukça yavaştır.

You can rely on that carpenter. He is brilliant at doing his job.

Bu marangoza güvenebilirsiniz. O işinde çok parlak.

 

  1. Be/get used to doing (be/get accustomed to doing) ile gecmisteki alıskanlıklarımızı ifade ettiğimiz "used to do" kalıbı arasındaki ayrıma dikkat ediniz.

 

I'm used to drinking coffee as soon as I get up in the morning.

Sabah kalkar kalkmaz kahve icmeye alıskınım

The job seemed rather difficult to me at first, but soon I got used to working there.

Onceleri is bana oldukca zor geldi ama kısa surede orada calısmaya alıstan.

You will have to get used to doing your chores on your own when you leave your family.

Ailenizden ayrılınca islerinizi kendi basınıza yapmaya alısmak zorunda kalacaksınız.

She has been used to Irving alone since her husband's death.

Kocasının olumunden beri yalnız yasamaya alıskın.

My mother used to do my chores for me when I lived with them, but after I left my family, I had to do them by myself.

Ailemle birlikte otururken islerimi annem yapardı.Ama sonra ailemden ayrıldım ve kendim yapmak zorunda kaldım.

I used to smoke more when I was at university, but now I smoke less.

Universitedeyken daha cok sigara icerdim ama şuabn daha az içiyorum.

She used to be quite slim before she got married.

Evlenmeden once oldukca zayıftı.

 

 

 

  1. Noun + Preposition + Gerund = İSİM+EDAT+İSİMFİİL

 

Bazı isimler kendilerinden sonra bir preposition + gerund yapısıyla kullanılırlar. Bazıları da

hem kendinden once hem de kendinden sonra preposition alabilirler. Bu sekilde yaygın olarak

kullanılan yapılar sunlardır:

 

on account of

Yüzünden

in (the) case of

durumunda

*difficulty in

sıkıntı/gucluk cekmek

in addition to

ilaveten, yanı sıra

*in charge of

ile yükümlü

*in danger of

tehlikesiyle karsı karsıya

in exchange for

karsılık olarak

excuse for

mazereti olmak

in favour of

lehinde olmak, taraftar olmak

for fear of

korkusuyla

*in the habit of

alıskanlığında olmak

in return for

karsılık olarak

instead of

yerine

interest in

ilgisi olmak

in the course of

sırasında, esnasında

in the middle of

ortasında

need for

olan gereksinim

reason for

nedeni

for the sake of

hatırı icin, uğruna

in spite of

rağmen

technique for

run tekniği

the point of

nm gereği, nın anlamı (yok

*on the point of

yapmak uzere olmak

 

  1. Bu kalıplan kullanırken, gerund'un basında possessive adjective (my, your, his, etc.) yaygın olarak kullanılır. (Basında yıldız bulunan yapılarla possessive kullanılmaz.)

 

I'm not in favour of your going abroad for education.

Senin yurtdışına eğitim için gitmeni desteklemiyorum.

In exchange for your taking the time to help me, I want to do something for you.

Bana yardim etmek için ayırdığın zaman karşılığında ben de sizin için bir şey yapmak istiyorum.

I have a great interest in his singing.

Onun şarkı söylemesine büyük ilgi var.

 

  1. The point of, bir seyi yapmanın gereği, anlamı demektir ve daha cok olumsuz

bicimde kullanılır (bir gereği/anlamı yok).

 

The road is winding. I don't understand the point of your driving so fast.

Yol virajlı bu noktada o kadar hızlı araç sürmeni anlamıyorum.

 

 

Bu yapı there is kalıbıyla, "there is no/isn't any point in doing' biciminde de kullanılır.

There is no point in waiting for him any more. He won't come.

Onu daha fazla beklemenin anlamı yok.Gelmeyecek.

 

 

On the point of doing, "be about to do" (...yapmak uzere olmak) anlamındadır.

 

I was on the point of leaving home when the phone rang.

Telefon çaldığında evden ayrılmak üzereydim.

I was about to leave home when the phone rang.

Telefon çaldığında evden ayrılmak üzereydim.

 

  1. Have difficulty In, preposition almadan da kullanılır ve yine, kendinden sonra gerund alır. Difficult'm onunde no, little, less, much, more, great gibi sozcukler kullanarak, zorluğun derecesini azaltabilir ya da coğaltabiliriz. Have difficulty ile aynı anlamda ' have trouble/have a hard time/have a difficult time doing something yapılarını da kullanabiliriz.

 

I had great difficulty (in) finding a flat at a price I could afford.

Paramın yeteceği bir daire bulmakta zorluk yaşadım.

You will have no difficulty/won't have any difficulty (in) answering the questions about the prepositions if you learn all of them by heart.

Eğer edatların hepsini ezbere öğrenirsen soruları yanıtlarken zorluk yaşamayacaksın.

 

We were late for the concert on account of your taking too much time to get dressed.

Giyinmenin çok fazla zaman alması yüzünde konsere geciktik.

I can only afford to look after myself now, but in (the) case of my parents' needing any help, I'd go short myself.

Şuan sadece kendime bakmaya gücüm yetiyor ama ailemin herhangi bir şeye ihtiyacı olması durumunda aniden kendim giderim.

In addition to working in an office during the day, she is attending English courses in the evenings.

Gün boyu ofiste çalışmasına ek olarak akamları İngilizce kursuna katılıyor.

You are in charge of meeting the customers and making them feel comfortable.

Toplantı da müşteri rahatını sağlamaktan sorumlusunuz.

You are in danger of losing all your money.

Tüm paranı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyasınız.

In exchange for borrowing this book from you, I can lend you one of mine.

Sizden bu kitabı ödünç almak karşılığında kendiminkini ödünç verebilirim.

Do you have a good excuse for being late?

Geç kalma konusunda iyi bir bahanen var mı?

I'm in favour of taking strict measures against drunken driving.

Ben sarhoş sürücüler karşısında önlem almaktan yanayım.

We went in quietly for fear of waking the others at home.

Evdeki diğerlerini uyandırma korkusuyla sessizce gittik.

I'm not in the habit of going to bed very late.

Çok geç yatmaya alışık değilim.

Will you get anything in return for helping them?

Onlara yardım etmek karşılığında bir şey alacakmısın?

Let's watch the film on TV instead of playing cards.

Kart oynamak yerine televizyonda film izleyelim.

She has a great interest in learning about other cultures.

Diğer kültürleri öğrenmekte büyük ilgisi vardır.

There was great chaos in the course of the minister's speaking to the public.

Bakanın ulusal konuşması sırasında büyük bir kaos vardı.

When they heard a sound like a bomb exploding, the professor stopped speaking right in the middle of giving his lecture.

Onlar bomba gibi bir patlama sesi duyduklarında profosör konferansta yaptığı konuşmanın ortasında durdu.

Can you tell me what is the need for your working so hard?

Bana söyleyebilir misin neden bu kadar çok çalışmaya ihtiyacın var?

The reason for his not being able to get up early is that he goes to bed very late.

Çok geç yatmasından dolayı erkenden kalkamamaktadır.

Everybody must do whatever they can for the sake of realizing world peace.

Dünyadaki barışı sağlamak uğruna herkes elinden geleni yapmak zorundadır.

She's having difficulty (in) making ends meet in spite of earning a. big salary.

Büyük maaş almasına rağmen geçinmekte zorluk yaşamaktadır.

If you want to improve your writing skills, you should learn the techniques for writing good paragraphs.

Yazma yeteneğinizi geliştirmek istiyorsanız ,paragraf yazma tekniklerini iyi öğrenmelisiniz.

I don't see the point of buying a second car. We share the present one with no problems.

İkinci bir araba almaktaki amacı anlayamıyorum. Sorunsuzca mevcut olanı paylaşırız.

They were on the point of leaving the office when it started to rain heavily.

Onlar tam ofisten ayrılmak üzereyken aşırı derece de yağmur başladı.

 

EXPRESSIONS + GERUND = DEYİM+İSİMFİİL

 

  • It's no use/It's no good ... (... bir yararı yok)

 

It's no use trying to conceal what you have just done. I saw you.

Yaptıklarını gizlemeye çalışmanın bir yararı yok. Seni gördüm

It's no good trying to persuade my father. He won't allow me to come with you.

Babamı ikna etmeye çalışmanın bir yararı yok. Seninle gelmeme izin vermeyecektir.

 

  • There Is no point In ... (... bir anlamı yok)

There is no point in running for the train. It must have left by now.

Tren için koşmanın bir anlamı yok . O şuan ayrılmış olmalı.

There was no point in waiting for him in front of the cinema after the film had started, so I went in.

Film başladıktan sonra onu sinemanın önünde beklememin bir anlamı yoktu. Bende içeri girdim.

 

  • It's worth .../It's not worth ... (... yapmaya değer/... yapmaya değmez)

 

I don't think it's worth mending this pullover. It's already worn-out.

Bu kazağı tamir etmeye değer diye düşünmüyorum. Zaten yıpranmış

This book isn't worth reading. Its plot is nonsense.

Bu kitap okumaya değmez.Teması saçma.

 

  • A waste of time/money/energy ... (... zaman/para/enerji kaybı)

 

It's a waste of money buying more things than you need.

İhtiyacından fazla şey satın almak para kaybıdır.

It's a waste of time trying to do all this work by yourself. You can ask for help.

Bütün işi kendi başına yapmak zaman kaybıdır. Yardım isteyebilirsin.

 

  • Spend/waste (time, money, energy) ... (... yaparak vakit gecirmek/para, enerji harcamak/ vaktini, enerjini, parayı bosa harcamak)

 

Yesterday, I spent the whole day cleaning the house.

Dün bütün gün ev temizleyerek vakit geçirdim.

He usually spends hours trying to repair things.

Genellikle eşyaları temir etmeye saatler harcar.

You waste a lot of time watching those ridiculous series on TV.

Bu saçma dizileri izlemeye çok fazla zaman harcıyorsun.

 

 

 

  • Without doing ... (... yapmadan, ... yapmaksızın)

 

Don't go out without putting on your coat. It's rather cold outside.

Üstüne ceket giymeden dışarı çıkma.Dışarısı oldukça soğuk.

I was really surprised when she went past me without greeting me.

Gerçekten çok şaşırmıştım bana selam vermeden geçip gittiğinde.

 

 

  • By doing ... (... yaparak) By doing, temel cumledeki eylemi nasıl yaptığımızı acıklar.

 

She passed the university exam by studying very hard.

Çok fazla ders çalışarak üniversite sınavını geçti.

I'm very short of time. I can only catch the bus by running fast.

Zaman konusunda çok yetersizim.Otobüsü sadece hızla koşarak yakalayabiliyorum.

Because it can't speak, a baby makes its needs known by crying.

Çünkü konuşamıyor.Bir bebek ihtiyaçlarını sadece ağlayarak bildirir.

 

  • Go + gerund Pek cok aktivite, ozellikle sportif olaylar, icin go + gerund kullanılır:

 

go shopping

 

go hiking

 

go swimming (go for a swim)

 

go hunting

 

go running (go for a run)

 

go sightseeing

 

go camping

 

go skating

 

go fishing

 

go skiing

 

 

 

I went shopping yesterday, so I wasn't at home in the afternoon.

Dün alışveriş yapmaya gittim yani öğleden sonra evde değildim.

My husband and my son are very fond of catching fish, so they often go fishing along the Bosphorus.

Kocam ve oğlum balık yakalamaya çok düşkündür.Sık sık boğazda balık tutmaya giderler.

 

  • Busy doing something (birseyi yapmakla mesgul olmak)

 

In this season, the peasants are very busy harvesting their crops.

Bu mevsimde köylüler mahsüllerini hasat etmekle çok meşguldürler.

Don't disturb her. She's busy compiling the information for her graduation thesis.

Onu rahatsız etme.Bitirme tezi ile ilgili bilgi derlemekle meşgül.

 

 

Busy'den sonra direk bir isim geliyorsa, isimden once with kullanılır.

 

She is busy with her homework.

O ev ödeviyle meşgul.

They are busy with their financial problems these days.

Onlar bugünlerde kendi mali sorunları ile meşguller.

 

  • Have fun/have a good time doing

We had fun telling each other our childhood memories.

Birbizimize çocukluk anılarını anlatırken eğlendik.

My sister in England says in her letter that she is having a good time there visiting interesting places and meeting people from various cultures.

İngilitere’deki ablam mektubunda iyi zaman geçirdiğini ilginç yerleri ziyaret ettiğini ve çeşitli kültürlerden insanlarla tanıştığını yazıyor.

 

  • Sit/stand/lie + expression of place + gerund

 

After the guests left, I lay in bed reading until I got sleepy.

Konuklar gittikten sonra uykum gelene kadar yatakda uzanarak okudum.

I stood there, in front of the cinema, waiting in vain for him to come.

Orda oturdum sinemanın önünde boşuna onun gelmesini bekliyordum.

After breakfast, father usually sits in his armchair reading the newspaper.

Kahvaltıdan sonra babam genellikle koltuğunda oturup gazate okur.

 

 

THE PERFECT GERUND

 

Yuklem ile gerund'ı, gerceklestikleri zaman acısından karsılastırdığımızda, eğer gerund yuklemden once gerceklesmisse, simple gerund (doing) yerine perfect gerund (having done)

kullanabiliriz.

 

The thief admitted that he had stolen the car.( [Arabayı calmıs olması (had stolen), yuklemden (admitted) daha once gerceklesmistir.]

Hırsız arabayı çaldığını itiraf etti.

The thief admitted stealing/having stolen the car.

Hırsız araba çaldığını itiraf etti.

At the court, the headmaster denied hitting/having hit the child.

Mahkeme de okul müdürü çocuğa vurduğunu reddetti.

He was accused of embezzling/having embezzled a large sum of money into his own account.

Kendi hesabına büyük mevlada parayı geçirmekten suçlandı.

I appreciated your helping/having helped me.

Bana yardımından dolayı sana minnattarım.

 

 

 

Perfect gerund kullanımı admit ve deny fiilleri ile yaygındır. Diğer fiillerle simple gerund tercih edilir

 

THE PASSIVE GERUND

 

Passive'in temel kuralı be + past participle (be done) olduğu icin, kendinden sonra gerund alan

fiiller, bu passive yapıyı being done biciminde alır.

 

I have been invited to the party. I appreciate this.

I appreciate being invited to the party.

Partiye davet edildim.Hoşuma gitti.

Partiye davet edilmek hosuma gitti.

 

 

Bu kullanımlarda yuklemin active, gerund'm passive olduğuna dikkat ediniz.

 

 

She insists on our telling her the truth whatever it is.

O ne olursa olsun doğru söylediğinde ısrar ediyor.

She insists on being told the truth whatever it is.

O ne olursa olsun doğru söylemiş olduğunda ısrar ediyor.

I don't enjoy being asked personal questions.

Ben kişisel sorular istenmesinden hoşlanmam.

You can't go to a party without being Invited.

Partiye davet edilmeden gidemezsin.

Being the son of a very rich man, he is in danger of being kidnapped.

Çok zengin bir adamın oğlu olmasından kaçırılma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

He is justly proud of being elected chairman.

Seçilmiş başkan olmanın gururunu yaşamaktadır.

For fear of being attacked, she avoids going out alone after dark.

Saldırıya uğrama korkusuyla karanlıkta yalnız gitmekten çekinir.

I resented not being invited to the wedding.

Düğüne davet edilmemekten rahatsız oldum.

I can't stand being told what to do.

Yaptığının arkasında duramayacağımı söylemiştim.

I don't recall being informed about this case.

Bu durumdan haberdar olduğumu hatırlamıyorum.

 

 

Perfect gerund'm passive bicimi icin having been done kullanılır.

 

The man denied being involved/having been involved in the robbery.

Adam hrsızlığa bulaşmış olduğunu yalanladı.

She went to the party without being invited/having been invited.

Davet edilmeden partiye gitti.

I don't recall being told/having been told about this case before.

Bu durumdan haberdar edilmiş olduğumu hatırlamıyorum.

She doesn't seem interested in being given/having been given a reward for her work.

işine ödül verilmiş olmasıyla ilgili gözükmüyor.

 

 

INFINITIVES

  1. Infinitive, fiilin basına "to" ekleyerek ya da fiili yalın haliyle kullanarak elde edilir. Bir infinitive, aynı gerund gibi, cumlede ozne ya da nesne durumunda kullanılabilen isimlesmis fiildir.

 

Infinitive tek bir sozcukten olusabilir (simple infinitive: to succeed, to rest, etc.), ya da bir sozcuk grubundan olusabilir (infinitive phrase: to talk about economy, to study medicine at

university, to drive dangerously, etc.)

 

She wants to study languages at university.

Üniversite de dil eğitimi istiyor.

To be a student is really difficult.

Öğrenci olmak gerçekten zor.

They are planning to move into another house.

Onlar başka bir eve taşınmayı planlıyorlar.

Her father doesn't let her go out alone at night

Babam onu gece tek başına dışarı bırakmaz.

His poor appearance made us feel sorry for him.

Onun kötü görünümü bizi onun için üzdü.

 

 

  1. b) Infinitive'! olumsuz yapmak icin basına "not" getirilir.

 

It's difficult for a mother not to feel concerned about her children.

Bir annenin çocukları için endişelenmesi zordur.

I agreed not to Invite too many people to the party.

Partiye çok fazla insan davet etmemeye karar verdim.

She pretended not to see me.

Beni görmemiş gibi davrandı.

 

  1. Yuklemin olumsuz olmasıyla, infinitive'in olumsuz olmasının cumlenin anlamını değistirdiğine dikkat ediniz.

 

I haven't decided yet to go to the cinema with you.

Sizinle sinemaya gitmeye henuz karar vermedim.

l have decided not to go to the cinema with you.

Sizinle sinemaya gitmemeye karar verdim.

 

 

Yukarıdaki cumlelerden birincisinde, karar verme eylemi henuz gerceklesmemis. Bu yuzden "decide" fiilinin kendisi olumsuz. Đkinci cumlede ise karar verme eylemi gerceklesmis. Ancak

olumsuz yonde bir karar verilmis. Bu nedenle olumsuzluk "go" fiiline aittir (not to go).

 

She didn't agree to buy a small car.

Kucuk bir araba almayı kabul etmedi.

She agreed not to buy a small car.

Kucuk bir araba almamayı kabul etti.

 

 

INFINITIVE AS SUBJECT OF THE SENTENCE

 

  1. Simple Infinitive ya da Infinitive phrase bir cumlenin oznesi olabilir. Ancak İngilizce'de, cumleye Infinitive ile baslamak pek yaygın değildir. Bunun yerine cumleye "it" ile baslayıp, asıl ozneyi yuklemden sonra kullanmak daha yaygındır.

 

 

To save money is impossible these days.

It is impossible to save money these days.

Para biriktirmek imkansız bugünlerde.

Bugünler de para biriktirmek imkansız.

To chat is fun.

It is fun to chat.

Sohbet etmek eğlencelidir.

Sohbet etmek eğlencelidir.

 

Bu cumlelerde "it" anlamı etkilemez. Yani her iki cumlenin de Turkce'ye cevirisi aynıdır.

 

To travel by minibus takes a lot of time.

It takes a lot of time to travel by minibus.

 

Minibusle seyahat etmek cok zaman alıyor.

To jump out of a plane with a parachute takes courage.

It takes courage to jump out of a plane with a parachute.

 

Paraşütle uçaktan atlamak cesaret ister.

To become perfect in a foreign language takes years.

It takes years to become perfect in a foreign language.

 

Bir yabancı dilde mükemmel olmak yıllar alır.

 

 

  1. Daha once bir gerund'ın da cumlenin oznesi durumunda olabildiğini gormustuk. Pek cok cumlede, oznenin gerund ya da infinitive olması arasında bir fark yoktur. Ancak ozne genel bir durumu ifade ediyorsa gerund, ozel bir durumu ifade ediyorsa infinitive tercih edilir.

 

Swimming is my favourite sport.

Yüzmek en sevdiğim spordur.

Reading is very important for children.

Okumak çocuklar için çok önemlidir.

Knowing English enables you to communicate with foreigners.

İngilizce bilmek size yabancılarla iletişim kurmayı sağlar.

To swim in that river isn't at all wise.

O nehirde yüzmek akıllıca değil.

To read this book in just three days will be difficult.

Bu kitabı üç günde okumak zor olacak.

To learn English will enable you to find a good job.

İngilizce öğrenmek size iyi bir iş bulmanızı sağlar.

 

Cumleye "it" ile baslıyorsak, devamındaki tamamlayıcısı genellikle infinitive olur. (Informal

English'de, "it" ile baslayan cumleler, ozellikle cok yaygın kullanılan bazı ifadele'r, bazen bir

gerund ile devam etmektedir.)

 

It isn't at all wise to swim in that river.

O nehirde yüzmek akıllıca değil.

It is important for children to read.

Çocuklar için okumak çok önemlidir.

Its nice to see you again.

Seni yeniden görmek güzel..

Its nice seeing you again.

 

 

Cumleye baslarken bir possessive adjective (my, your, his, All's, Jane's, my mother's etc.)

kullanıyorsak, ozne olarak gerund kullanılır.

 

Her not wanting to come with us is quite surprising.

Onun bizimle gelmek istememesi çok şaşırtıcı.

The employees' complaining too much about the pay rise made the

Çalışanların ücret artışı konusunda çok fazla şikayeti var.

 

  1. For + Noun/Pronoun + Infinitive

 

Özne olarak bir infinitive, gerund ya da "if ile baslayan cumlelerde, eylemin kimin icin zor, kolay

vs. olduğunu belirtmek icin for + noun/pronoun kullanılır.

 

Swimming is easy for me.

Yüzme benim için kolaydır.

To swim is easy for me.

Yüzmek benim için kolaydır.

It is easy for me to swim.

Benim için yüzmek kolaydır.

Driving in heavy traffic isn't difficult for an experienced driver.

Yoğun trafikte sürüş deneyimli bir sürücü için zor değildir.

To drive in heavy traffic isn't difficult for an experienced driver.

Yoğun trafikte araba sürmek deneyimli bir sürücü için zor değildir.

It isn't difficult for an experienced driver to drive in heavy traffic.

Deneyimli bir sürücü için yoğun trafikte araba sürme zor değildir.

 

  1. Of + Noun/Pronoun + Infinitive

 

Ozne olarak "if ile baslayan cumlelerde, bazı sıfatlardan sonra of + noun/pronoun yapısı kullanılır. Bu sıfatlar, eylemi değil de, eylemi yapan kisiyi tanımlayan sıfatlardır: polite, kind,

rude, smart, clever, etc.

 

It's kind of you to help me.

Bana yardım ettiğiniz icin cok naziksiniz

It was very rude of him to treat you like that.

Sana boyle davranması buyuk kabalıktı.

It was careless of me to leave the key in the house.

Anahtarı evde unutmam buyuk dikkatsizlikti.

 

  1. Of + noun/pronoun ile for + noun/pronoun arasındaki ayrıma dikkat ediniz. For + noun/ pronoun, "bu eylemi yapmak bu kisi icin zor, kolay, vs." anlamını ifade ediyor. Of + noun/pronoun ise, "Kisi bu eylemi yaptığı icin dikkatsiz, dusunceli, kaba, nazik, vs." anlamını ifade ediyor.

It's necessary for you to learn English very well.

Đngilizce'yi cok iyi oğrenmek sizin icin gerekli.)

It's clever of him to learn both English and computing.

Onun hem ingilizce hem de bilgisayar oğrenmesi cok akıllıca.

 

 

INFINITIVE AS DIRECT OBJECT

 

Kendinden sonra infinitive alan fiilleri uc gruba ayırabiliriz.

 

1. Verb + Infinitive

She decided to move to another city.

2. Verb + noun/pronoun + Infinitive

She persuaded me to go with her.

3. Either verb + infinitive or verb + noun/pronoun + infinitive

She expected to get home early. She

expected me to get home early.

 

  1. Verb + Infinitive

 

  1. Kendinden sonra doğrudan Infinitive alan fiillerden yaygın olarak kullanılanlar sunlardır:

 

afford

consent

agree

decide

appear

demand

arrange

deserve

care

endeavor

choose (prefer)

fail

claim

happen

hesitate

offer

hope

plan

learn

prepare

manage

pretend

mean

proceed

promise

seem

prove

swear

refuse

struggle

swear

tend

threaten

volunteer

wait

 

 

ÖRNEKLER

 

They couldn't afford to go on holiday last summer.

Onlar geçen yaz tatile gitmeyi göze alamadı.

I didn't agree to work with him.

Onunla birlikte çalışmayı kabul etmedim.

You appear to be pale today. Is there something wrong?

Solgun görünüyorsun. Yanlış bir şey mi var?

We arranged to meet in front of the cinema.

Sinemanın önünde buluşmayı planladık.

I don't care to live alone.

Yalnız yaşamak umurumda değil.

She chose to stay home while we went out.

Biz dışarı giderken o evde kalmayı seçti.

Don't hesitate to contact me if you need any help.

Herhangi bir yardıma ihtiyacın olduğunda beni aramaya çekinme.

She endeavored to finish her homework, but she couldn't.

Ödevini bitirmek için çabaladı ama yapamadı.

She hopes to pass the exam with a good grade.

Sınavtan iyi bir notla geçmeyi umuyor.

He never seems to succeed.

Asla başarılı görünmüyor.

She sometimes tends to speak too much.

Bazen çok konuşma eğilimindedir.

Some of the students volunteered to bring some food for the picnic.

Bazı öğrenciler piknik için biraz yiyecek getirmede gönüllü oldular.

He couldn't wait to see the manager.

Müdürü görmek için sabırsızlanıyordu.

 

  1. Eğer prove ile prove'dan sonra gelen fiili aynı kisi yapıyorsa, reflexive pronoun + Infinitive kullanılabilir.

The new headmaster proved to be successful.

The new headmaster proved himself to be successful.

Yeni müdür başarılı olduğunu kanıtladı.

Yeni müdür başarılı olmak için kendini kanıtladı.

She soon proved to be reliable.

She soon proved herself to be reliable.

Güvenilir olduğunu çok geçmeden kanıtladı.

Güvenilir olmak için çok geçmeden kendini kanıtladı.

 

Prove'dan sonra infinitive kullanmadan, doğrudan sıfat kullanabiliriz.

 

The new project proved useless.

Yeni proje işe yaramaz olduğunu kanıtladı.

He soon proved successful.

Güvenilir olduğunu çok geçmeden kanıtladı.

 

  1. Verb + Noun/Pronoun + Infinitive

 

 

  1. Bu gruptaki fiiller, kendilerinden sonra doğrudan infinitive alamazlar. Yuklem ile infinitive arasında me, you, him, them, Jane, our teacher, my parents, etc. gibi bir nesne (indirect object) olması gerekir.

advise

instruct

allow

invite

appoint

motivate

cause

oblige

caution

order

challenge

permit

command

persuade

compel

remind

convince

request

direct

require

enable

show...

encourage

teach

forbid

tell

force

tempt

hire

urge

implore

warn

 

 

ÖRNEKLER:

 

I advised him to stop smoking.

Ona sigarayı bırakmasını tavsiye ettim.

Her father doesn't allow her to go out at night.

Babam onun gece geç çıkmasına izin vermez.

They appointed him to investigate the case.

Davayı araştırmak için onu atadılar.

The hard work caused me to feel depressed.

Zor iş benim bunalmış hissetmeme neden oldu.

He challenged me to swim to the other side of the river.

O nehrin diğer konusuna yüzmek için bana meydan okudu.

They compelled me to tell the truth about her.

Onun hakkında gerçeği söylemem için beni zorladılar.

Owning a car enables you to travel without difficulty.

Bir araba sahibi olmak zorlanmadan seyahat etmenizi sağlar.

Last night, we hired a babysitter to look after our son.

Dün gece,oğlumuz için bir bebek bakıcısı tuttuk.

Setting an aim motivates people to work harder.

Bir amaç belirlemek çok çalışmak için insanları motive eder.

I reminded him to buy some bread on his way back home.

Ona eve gelirken ekmek almasını hatırlattım.

My niece requested me to help her with her English assignment.

Yeğenim ev ödevi için ona yardım etmemi talep etti.

Her job requires her to travel a lot.

İşi çok seyahat etmesini gerektiriyor.

He told me to be there on time.

Zamanında orda olmamı söyledi.

His bad companions tempted him to drink heavily.

Onun kötü arkadaşları onu aşırı derecede içmeye özendirdi.

 

 

  1. Bu fuller passive durumda ise, kendilerinden sonra doğrudan infinitive gelir. Cunku active cumlenin nesnesi ozne durumuna gecmistir.

I was advised to stop smoking.

Sigarayı bırakmam için uyarıldım.

She isn't allowed to go out at night.

Gece çıkmasına izin verilmedi.

I was compelled to tell the truth about her.

Onun hakkında gerçeği söylemek zorunda kaldım.

He was reminded to buy some bread on his way back home.

Eve dönerken ekmek alması hatırlatıldı.

I was told to be there on time.

Orada zamanında olmam söylendi.

He was tempted by his bad companions to drink heavily.

Kötü arkadaşları tarafından aşırı derecede içmeye özendirildi.

 

 

  1. Verb + Infinitive or Verb + Noun /Pronoun + Infinitive

 

  1. Bu gruptaki fiiller hem kendilerinden hemen sonra hem de bir dolaylı nesneden sonra infinitive alabilirler. Ancak iki cumlenin anlamı farklıdır. Su iki cumleyi inceleyelim.

I want to study hard.

Cok calısmak istiyorum.

I want you to study hard.

Cok calısmanı istiyorum.

 

Yukandaki cumlelerden birincisinde, her iki eylemi de (want, study) ozne yapıyor. Đkincisinde ise,

birinci eylemi (want) ozne, nesne durumundaki ikinci eylemi ise (to study} dolaylı nesne yapıyor.

 

  1. Bu gruptaki yaygın olarak kullanılan fiiller sunlardır:

 

ask

expect

want

beg

need

 

choose

prefer

wish

dare

promise

 

 

  1. Bu fiillerin, "promise" dısında, hepsi dolaylı nesne ile kullanıldığında, yukarıdaki ornekte gorduğumuz anlam değisikliğine uğrar. Ancak "promise" nesne aldığında da, eylemi yapan kisi durumunda bir değisme olmaz.

 

 

I promised to quit smoking (Soz veren ve sigarayı bırakacak olan "ben".)

(Soz veren ve sigarayı bırakacak olan yine "ben", "promised my mother" sadece sozun kime verildiğini belirtiyor.)

I promised my mother to quit smoking.

Anneme sigarayı bırakacağıma söz verdim.

 

  1. Soruda ya da olumsuz cumlede, dare fiilinden sonra infinitive "to" ile ya da yalın olarak gelebilir.

 

 

- Would you dare do/to do a parachute jump?

- No, I wouldn't dare do/to do that.

Paraşütle atlamak için cesaretiniz varmı?

- Hayır, bunu yapmaya cesaret edemem.

 

Ancak, olumsuzluğu daren't biciminde ifade ediyorsak, infinitive yalın olarak gelir.

 

I daren't do a parachute jump.

 Paraşütle atlayamam.

 

Dare, kendinden sonra dolaylı nesne alıyorsa, to + infinitive kullanılır.

 

My friend dared me to swim across the Bosphorus.

Arkadaşım bana boğazdan karşıdan karşıya yüzmek için meydan okudu.

Do you dare me to talk back to my boss when I believe he is wrong?

Patronunun yanlış olduğunu düşündüğün zaman arkasından konuşmaya cesaretin varmı?

 

ÖRNEKLER:

 

My little sister begged to come with us.

My friends begged me to change my mind.

Küçük kızkardeşim bizimle gelmek için yalvardı.

Arkadaşlarım fikrimi değiştirmem için bana yalvardılar.

I chose to Investigate the case.

I chose one of my colleagues to investigate the case.

Vakayı incelemeyi seçtim.

Vakayı araştırmak için arkadaşlarımdan birini seçtim.

I dared to go out alone in the dark.

 

I dared my sister to go out alone in the dark.

Karanlıkta dışarı çıkmaya cesaret edemedim.

Kardeşimin karanlıkta tek başına gitmesine cesaret edemedim.

She needs to clean the house.

She needs someone to clean the house.

Onun evi temizlemesi gerekiyor.

Evi birisine temizletmesi gerekiyor.

She promised not to be late.

She promised me not to be late. (Anlamda bir değisme yok.)

Geç kalmayacağına söz verdi.

Bana gecikmeyeceğine söz verdi.

The client wished to see the manager.

The client wished me to inform the manager about the case.

Müşteri müdürü görmek istiyor.

Müşteri bu durumda müdürü bilgilendirmemi istedi.

 

GERUND or INFINITIVE

 

Bazı fuller kendilerinden sonra hem gerund hem infinitive alabilirler. Bunların bir bolumunde,

gerund ya da infinitive kullanılması anlam değisikliğine yol acmaz. Bir bolumunde ise anlams

değisir.

 

  1. Gerund or İnfinitive with no or little change In meaning

advise

encourage

allow

continue

attempt

dislike

begin

dread

cannot bear

forbid

hate

intend

like

love

need

neglect

permit

prefer

recommend

start

 

  1. Bu fiillerden attempt, begin, cannot bear, continue, dislike, dread, hate, intend, like, love, neglect ve start gerund ya da infinitive aldığında aralarında onemli bir fark yoktur.

 

I attempted doing/to do the job without getting any help.

Hiç yardım almadan işi yapmaya yeltendim.

Just as I left the office, it began raining/to rain.

Ofisten çıkmamla birlikte yağmur yağmaya başladı.

I can't bear listening/to listen to that sort of music.

Bu tür müzik dinlemeye dayanamıyorum.

After a brief interval, we continued working/to work.

Kısa bir aradan sonra çalışmaya devam ettik.

She dislikes being told/to be told what to do.

O ne yapılacağının söylenmesinden hoşlanmaz.

I hate washing/to wash the dishes.

Bulaşık yıkamaktan nefret ederim.

They intend moving/to move into a bigger house.

Onlar daha büyük bir eve taşınmak niyetindeler..

I like walking/to walk

Yürüyüş yapmaktan hoşlanırım.

She loves playing/to play with children.

Çocuklarla oynamayı sever.

He neglected Informing/to Inform us about the case.

Davayla ilgili bizi bilgilendirmeyi ihmal etti.

I will start studying/to study as soon as the film is over.

Film biter bitmez ders çalışmaya başlayacağım.

 

 

  1. Bu fiillerin kendileri surerlik bildiren tense'lerle kullanılmıssa, kendilerinden sonra

Infinitive alırlar.*

 

It was beginning to rain when I left the office.

Ofisten ayrıldığım zaman yeğmur başlamıştı.

She was still continuing to work at the same company despite many problems.

Birçok soruna rağmen hala aynı şirkette çalışmaya devam ediyordu.

 

  1. Bu fiillerden advise, allow, encourage, forbid, permit ve recommend, kendinden sonra

indirect object (him, them, etc.) varsa Infinitive; indirect object yoksa, gerund alır.

 

I advise driving more slowly on this slippery road.

I advise you to drive more slowly on this slippery road.

Bu kaygan yolda daha yavaş sürülmesini öneriyorum.

 

Bu kaygan yolda daha yavaş sürmeni öneriyorum.

I don't allow chewing gum during the class.

I don't allow my students to chew gum during the class.

Ders sırasında sakız çiğnenmesine izin vermiyorum.

 

Ders sırasında öğrencilerimin sakız çiğnemesine izin vermiyorum.

I encourage speaking freely in the class.

I encourage my students to speak freely in the class.

Sınıfta özgürce konuşmaya teşfik ederim.

 

Öğrencilerimi sınıfta özgürce konuşmaya teşfik ederim.

The law forbids travelling without wearing a seatbelt.

The law forbids us to travel without wearing a seatbelt.

Kanun emniyet kemeri takmadan yolculuk yapılmasını yasaklamaktadır.

Kanun bize emniyet kemeri takmadan yolculuk yapılmasını yasaklamaktadır.

My mother doesn't permit smoking in our house. My mother doesn't permit me to smoke in our house.

Annem bizim evde sigara içilmesine izin vermez.

Annem bizim evde sigara içmeme izin vermez.

I recommended staying at an inexpensive hotel.

I recommended my brother to stay at an inexpensive hotel.

Ucuz bir otelde kalınmasını tavsiye ettim.

Kardeşime ucuz bir otelde kalmasını tavsiye ettim.

 

 

  1. Bu kural (indirect object'den sonra infinitive gelmesi] sadece bu fuller icin gecerlidir. Kendinden sonra sadece gerund alan fiiller, nesne olsa bile, yine gerund alır.

 

I suggested going to an Italian restaurant for a change.

I suggested their going to an Italian restaurant for a change.

Bir değişiklik için bir İtalyan restoranta gitmeyi önerdim.

Bir değişiklik için onlara bir İtalyan restoranta gitmesini önerdim.

 

  1. Need fiili active cumlede kendinden sonra Infinitive alır. Passive cumlede ise passive infinitive (to be done) ya da gerund (doing) alabilir.

 

I need to iron my shirt, (active)

My shirt needs to be ironed/needs ironing, (passive)

Tshirtümü ütülemem gerekiyor.

Tshirtümün ütülenmesi gerekiyor.

 

You need to repair the radio, (active)

The radio needs to be repaired/needs repairing, (passive)

Radyoyu tamir etmen gerekiyor.

Radyonun tamir edilmesi gerekiyor.

 

  • Bu fiillerden sadece attempt, begin, continue ve start surerlik bildiren tense'lerle kullanılır. Diğerleri kullanılmaz. "Kendisi progressive bir tense ile kullanılmıssa devamında infinitive alır" kuralı da sadece bu fiiller icin gecerlidir. Eğer bir fiil kendinden sonra Passive cumlenin oznesi insan ise, genellikle passive infinitive kullanılır.

 

You need to help her. (active)

She needs to be helped, (passive)

Ona yardım etmen gerekiyor.

Ona yardım edilmesi gerekiyor.

I need to tell them the truth, (active)

They need to be told the truth, (passive)

Onlara doğruyu söylemem gerekiyor.

Onlara doğrunun söylenmesi gerekiyor.

 

  1. Prefer fiilinin gerund ya da infinitive alması, bir tercihten diğerine gecerken arada kullandığımız gecis sozcuğune bağlıdır. Eğer arada "to" kullanılıyorsa gerund, "than" ya da "rather than" kullanılıyorsa infinitive alır.

 

I prefer walking to running.

I prefer to walk home today rather than take the bus.

Yürümeyi koşmaya tercih ederim.

Bugün eve otobüsle gelmek yerine yürümeyi tercih ederim.

 

Eğer sadece tercihi belirtip cumleyi bitiriyorsak, genel anlamdaki tercihlerimiz icin "prefer doing", spesifik tercihlerimiz icin "prefer to do" kullanımı daha yaygındır. Spesifik tercihlerimiz icin "would prefer to do" da kullanabiliriz.

 

Do you watch television very often?

No I prefer reading ( i prefer to read.)

Çok sık televizyon mu izersin?

Hayır okumayı tercih ederim.

Will you come for a walk with us?

I would prefer to stay at home, (specific)

Bizle bir yürüyüşe gelecek misin?

Evde kalmayı tercih edeceğim.

 

,

  1. Gerund or infinitive with a change in meaning,

 

forget

mean (intend)

remember

mean (result in, involve)

regret

stop

try (make an effort)

try (experiment)

 

 

  1. Forget ve remember, gecmiste yaptığımız bir isi daha sonra unutmak/hatırlamak anlamındaysa gerund alır. Yapmayı planladığımız ya da dusunduğumuz bir isi yapmayı unutmak/hatırlamak anlamındaysa infinitive alır.

 

- Do you remember our being stuck in the mud with the car last winter?

- Yes, I also remember very clearly your losing your temper.

- Really? What did I do?

- You kicked the car and dented its rear fender.

- Oh, I'd completely forgotten doing that.

-Geçen kış arabayla çamura sıkışmış olduğumuzu hatırlıyormusun?

-Evet , ayrıca sinirlerini nasıl kaybettiğini net hatırlıyorum.

-Gerçekten mi?Ne yaptım?

-Arabayı tekmeledin ve ön farını çökerttin

-Hmm bunu yaptığımı tamamen unutmuşum.

When I met him, I suddenly remembered lending him a large sum of money the previous month. When I asked for my money back, he said he was sorry he had completely forgotten borrowing money from me.

Ona rastladığımda, ona geçen aylarda büyük bir meblağ da para verdiğimi hatırladım. Ondan paramı geri istediğimde, çok üzgün olduğunu benden borç aldığını tamamen unuttuğunu söyledi.

- Please remember (don't forget) to tell him that I will be waiting at our usual cafe around 4 o'clock.

- Okay, I promise you. I won't forget (will remember) to give him your message.

-Lütfen ona saat 4’de her zamanki kafenin edrafında olacağımı söylemeyi unutmayın.

-Tamam , söz veriyorum. Mesajını iletmeyi unutmayacağım.

Because I left home in a hurry, I forgot to take my purse with me.

Evden aceleyle çıktım cüzdanımı yanıma almayı unuttum.

Yani yapmam gereken bir isi yapmadım.)

I usually forget to lock the door, but this morning I remembered to lock it/I didn't forget to lock it.

Genelde kapıyı kitlemeyi unuturum ama bu sabah hatırladım ve kapıyı kitlemeyi unutmadım.

(Kapıyı kilitlemeyi hatırladım/unutmadım. Yani yapmam gereken bir isi yaptım.)

 

 

  1. Mean, eğer kastetmek, niyet etmek anlamındaysa Infinitive alır.

I dont mean to hurt you by criticizing you so severely, but it's for your own sake.

Seni çok ciddi eleştirerek incitmek istemedim sadece iyiliğin içindi.

He had meant to go on a camping holiday this year, but I think his wife didn't agree.

O bu yıl tatile kampa gitme niyetindeydiama ama sanırım eşi kabul etmedi.

  • Mean, "anlamına gelmek, demek' anlamındaysa gerund alır.

 

Being a parent means having a lot of responsibilities.

Ebeveyn olmak bir sürü sorumluluğa sahip olmak demektir.

If we can't reach an agreement soon about where to have lunch, I'm afraid it will mean wasting our lunch break here in the office.

Eğer öğle yemeğini nerede yiyeceğimize bir anlaşmaya varamazsak korkarım ofisteki öğle molamızı israf edeceğiz.

 

 

  1. Regret, gecmiste yaptığımız ya da yapmadığımız bir isten dolayı pismanlık duymak anlamındaysa gerund alır. Gerund'ın ifade ettiği eylem, pisman olma eyleminden daha once gerceklesmis olduğu icin doing yerine having done kullanabiliriz.

 

He regrets that he didn't attend university.

He regrets not attending/not having attended university.

O üniversiteye gitmediğine pişmandır.

Üniversiteye gitmediğine pişmandır.

She regretted that she hadn't listened to her mother's advice.

She regretted not listening/not having listened to her mother's advice.

Annesinin tavsiyesini dinlemediğine pişman oldu.

 Annesinin tavsiyesini dinlemediğine pişman oldu.

She regrets that she bought an orange car.

She regrets buying/having bought an orange car.

Turuncu renk bir araba aldığı için pişmanlık duyuyor.

Turuncu bir araba aldığına pişman .

 

Regret, yapmayı planladığımız bir isi yapamayacağımızı ifade ederken "I'm sorry" anlamında kullanılıyorsa Infinitive alır. Bu anlamda regret, tell, say, inform gibi fiillerle birlikte cok sık

kullanılır.

 

l regret to tell you that I can't come with you.

(I'm sorry to tell you that)

Seninle gelemediğimi söylediğim için üzgünüm.

I regret to inform you that you couldn't get a passing grade.

Geçer not alamadığınızı bildirmek için üzgünüm.

 

 

  1. Stop doing, yapmakta olduğumuz bir isi durdurmak/bırakmak anlamında kullanılır.

When l entered the classroom, the students stopped chatting among themselves. (They had been chatting before I came in.)

Sınıfa girdiğimde öğrenciler aralarında sohbet etmeyi bıraktılar.

(ben gelmeden önce sohbet ediyorlardı.)

When some guests arrived after dinner, I stopped studying.

Akşam yemeğinden sonra bazı misafirler eve vardığında , ders çalışmayı bıraktım.

 

 

Stop to do, bir sey yapmak icin durmak anlamında kullanılır. Burada "to" amac bildirdiği icin "stop to do" yerine "stop in order to do" da kullanabiliriz.

 

When the phone rang, I stopped my work to/in order to answer the phone.

Telefon çaldığında telefona cevap vermek için işimi bıraktım.

When a loud noise was heard, everybody in the street stopped to/in order to see what had happened.

Bir gürültü duyulduğunda sokaktaki herkes ne olduğunu görmek için durdular.

 

 

Bazen bu iki yapıyı bir arada kullanmamız gerekebilir:

Stop doing something to do something else

Birşey yapmak için başka bir şeyi yapmayı bırakmak.

When the phone rang, I stopped studying to/In order to answer it.

Telefon çaldığında cevap vermek için ders çalışmayı bıraktım.

When a student raised his hand, I stopped lecturing to/In order to listen to him.

Bir öğrenci elini kaldırdığında onu dinlemek için ders anlatmayı bıraktım.

 

  1. Try, cabalamak, calısmak anlamındaysa Infinitive alır.

I tried hard to catch the train, but I couldn't.

Treni yakalamak için çok çabaladım ama yakalayamadım.

She tried to persuade her father to let her go to the cinema.

Sinemaya gitmesine izin vermesi için babasını ikna etmeye çalıştı.

I tried to warn you, but you were too busy to listen to me.

Seni uyarmaya çalıştım ama sen beni dinlemek için çok meşguldün.

 

Tıy, bir yontemin ise yarayıp yaramayacağını anlamak icin denemek anlamında kullanılıyorsa, gerund alır.

 

Because it was very hot last night, I couldn't get to sleep. I tried opening the window, but it didn't work. Then I took a cold shower. It worked!

Çünkü dün gece çok sıcaktı.Uyuyamadım.Pencereyi açamyı denedim ama işe yaramadı. Sonra soğuk bir duş aldım. İşe yaradı.

- Take an aspirin if you have a headache.

- I tried taking one, but it didn't help.

- Then, try having a rest. It may work.

-Baş ağrın varsa bir asprin al.

-Bir tane almayı denedim ama işe yaramadı.

- O zaman uzanmayı dene belki işe yarayabilir.

 

 

INFINITIVE AFTER CERTAIN NOUNS = BELİRLİ İSİMLERDEN SONRA MASTARLAR

 

  1. ) Infinitive, bazı isimlerden sonra gelerek, o ismi tanımlayan bir sıfat islevini ustlenir. Bu sekilde yaygın olarak kullanılan isimler sunlardır:

 

ability

effort

ambition

failure

anxiety

offer

attempt

plan

decision

promise

demand

refusal

desire

request

determination

right

eagerness

scheme

willingness

wish

 

Not every person has the ability to think logically. Some people lack it totally.

Her insan mantıklı düşünme yeteneğine sahipti. Bazı insanlar tamamen yoksundur.

His ambition to become the top student in the class made him ill.

Onun sınıfta en üstün öğrenci olma hırsı onu hasta edecek.

My determination to go on walking even in the rain surprised them all.

Benim yağmurda dahi yürüyüş yapma saplantım herkesi şaşırttı.

His eagerness to pass the exam is at its peak these days.

Onun sınavı geçme hevesi bugünlerde zirvede.

 

  1. Genellikle onlerinde bir superlative ile birlikte time ve place* gibi isimler de bu yapıyla yaygın olarak kullanılır.

 

The best time to go on holiday is spring.

Tatile gitmenin en iyi zamanı bahardır.

Tomorrow, I will have a lot of time to deal with you.

Yarın seninle kafa dağıtmak için bir sürü vaktim olacak.

My favourite time to walk is early in the morning.

Yürümek için en sevdiğim zamanlar sabahlarıdır.

The best place to fish is just under the Bosphorus Bridge.

Balık için en iyi yer Boğaz Köprüsünün altındadır.

 

The first, the second, the next, the last, etc. gibi sıra sayılan da Infinitive alabilir.

Do you know who the first person to climb Mount Everest was?

Everest dağına tırmanan ilk kişi kim biliyor musun?

The last person to leave home should lock the door.

Evden en son cıkan kisinin kapıyı kilitlemesi gerekir.

She is always the last (person) to come.

Her zaman en son gelen (kisi) odur.

 

 

INFINITIVE AFTER CERTAIN ADJECTIVES

 

Kisinin duygu ya da tavrım ifade eden sıfatlardan sonra Infinitive gelebilir.

 

I'm sorry to hear that your mother is ill. I'm glad to see you here.

Annenin hasta olduğunu duyduğuma üzüldüm.Seni burada gördüğüme sevindim.

 

•Bu sekilde baska pek cok isim kullanılabilir: the best restaurant to eat at, the cheapest hotel

to stay at, the most difficult method to follow, etc.,

 

 

  1. Bu sekilde yaygın olarak kullanılan sıfatlar sunlardır:

 

content

anxious

delighted

eager

glad

determined

happy

motivated

pleased

prepared

relieved

ready

lucky

willing

fortunate

afraid

disappointed

careful

disgusted

hesitant

disturbed

reluctant

sad

certain

sorry

likely

upset

amazed

proud

astonished

ashamed

surprised

shocked

stunned

 

 

She is hesitant to accept their job offer.

Onların iş teklifini kabul etme konusunda kararsız.

I'm reluctant to go with them.

Onlarla gitmeye isteksizim.

I was surprised to see Jane at the party.

Jane’yi partide gördüğüme şaşırdım.

She was determined to have a university education.

Üniversite eğitimi almaya kararlıydı.

I was relieved to get the news that they didn't get injured in the accident.

Onların kazada yaralanmadığı haberini aldığımda rahatladım.

She was disappointed not to pass the exam.

Sınavı geçemediğinde hayal kırıklığına uğramıştı.

She was ashamed not to be able to pass the exam after so many private lessons.

O kadar çok özel dersten sonra sınavı geçemediği için utandı.

 

  1. Bu sıfatların bir bolumunu daha once adjective + preposition biciminde gormustuk.Eğer sıfattan sonra bir preposition kullanılmıssa, preposition'dan sonra gelen yapının gerund olmasına dikkat ediniz.

 

She was proud to be the top student in the class.

She was proud of being the top student in the class.

Sınıfta en iyi olduğundan gururluydu.

Sınıfta en iyi olmanın gururunu yaşıyordu.

She was ashamed to have made such rude remarks.

She was ashamed of having made such rude remarks.

Kaba sözler söylemiş olduğuna utandı.

Kaba sözler söylediğine utandı.

I was surprised to see him there.

I was surprised at his being there.

Onu orda gördüğüme şaşırdım.

Onun orda olmasına şaşırdım.

 

  1. Adjective + Infinitive, daha cok bir that-clause ya da when-clause'u kısaltarak ifade etmek biciminde kullanılır.

 

She was disgusted when she saw the kitchen in such a mess.

She was disgusted to see the kitchen in such a mess.

Mutfağı pislik içerisinde gördüğünde iğrendi.

Mutfağı pislik icinde gorunce iğrendi.

She was disappointed that she didn't get the job.

 

She was disappointed not to get the job.

İşi alamadığından hayal kırıklığına uğradı.

İşi alamadığı için hayal kırıklığına uğramıştı.

 

Bu kısaltmayı yaparken, temel cumle ile yan cumlenin oznesinin aynı olmasına dikkat ediniz.

Eğer ozneler aynı değil ise, passive infinitive kullanarak yine aynı anlamı verebiliriz.

 

She was disappointed that they didn't give her the job.

 

She was disappointed not to be given the job.

İşi ona vermediklerine hayal kırıklığına uğramıştı.

İşi vermediklerinden hayal kırıklığına uğramıştı.

She was happy that they promoted her.

She was happy to be promoted.

Onlar terfi ettiği için mutluydu.

Terfi edildiği için mutluydu.

 

 

PASSIVE INFINITIVE AND PAST INFINITIVE

 

  1. Infinitive'in passive bicimi to be done seklinde ifade edilir.

 

I don't want you to tell me what to do.

 

I don't want to be told what to do.

Bana ne yapmam gerektiğini söylemeni istemiyorum.

Ne yapılmasını söylenmesini istemiyorum.

I didn't expect she would invite me to her wedding.

I didn't expect to be invited to her wedding.

Onun duüğününe beni davet edeceğini ummuydurdum.

Onun duğunune davet edileceğimi ummuyordum.

 

 

  1. Infinitive'in past bicimi to have done, passive past bicimi ise to have been done seklinde ifade edilir. Infinitive'in ifade ettiği eylem yuklemden daha once gerceklesmisse, past infinitive kullanmamız gerekir.

 

Past infinitive ozellikle seem, appear, pretend gibi fiillerle; lucky, fortunate, happy, pleased,

content, likely gibi sıfatlarla cok sık kullanılır.

 

I'm happy that I passed the exam.

I'm happy to have passed the exam.

(I passed the exam sometime before now, and now I'm happy.)

Sınavı geçdiğime mutluyum.

Sınavı geçmiş olduğuma mutluyum.

She is fortunate that she received a good education.

She is fortunate to have received a good education.

İyi bir eğitim aldığı için şanslı.

 

İyi bir eğitim almış olduğu için şanslı.

It seems that you have passed the exam.

You seem to have passed the exam

Sınavı geçtin gibi geliyor.

Sınavı geçmişsin gibi geliyor.

It seems that they were surprised at the news.

They seem to have been surprised at the news.

Habere şaşırmış gibi görünüyorlar.

Habere sasırmıs gibi gorunuyorlar.

 

  1. To do/to be done ile to have done/to have been done arasındaki farkı gormek icin su cumleleri inceleyelim:

 

She is fortunate that she will study abroad.

She is fortunate to study abroad.

Yurt dışında öğrenim göreceği için şanslı

Yurt dısında oğrenim goreceği icin sanslı.

She is fortunate that she studied abroad.

She is fortunate to have studied abroad.

Yurt dısında oğrenim gorduğu icin sanslı

Yurt dısında oğrenim gorduğu icin sanslı.)

She is lucky that she will be sent abroad.

She is lucky to be sent abroad.

Yurt dışına gönderileceği için şanslı.

Yurt dışına gönderileceği için şanslı.

She is lucky that she was sent abroad.

She is lucky to have been sent abroad.

Yurt dışına gönderildiği için şanslı.

Yurt dışına gönderildiği için şanslı.

It's likely that she is at home now.

She is likely to be at home now.

Şuan evde olması muhtemeldir.

Onun şimdi evde olması muhtemeldir.

 

  1. Seem, appear ve pretend fiillerini present progressive infinitive (to be doing) ve past progressive infinitive (to have been doing) ile de kullanabiliriz.

 

It appears that they are waiting for us.

They appear to be waiting for us.

Bizi bekliyorlar gibi görünüyor.

Onlar bizi bekliyor gibi görünüyorlar.

It appears that they have been waiting for us for a long time.

They appear to have been waiting for us for a long time.

Bizi uzun zamandır bekliyorlar gibi görünüyor

Onlar bizi uzun zamandır bekliyor gibi görünüyorlar.

 

 

  1. Tell, order, ask, request, etc. gibi pek cok fiilden sonra past Infinitive kullanılamaz. Çünkü bu tür fiillerle infinitive, yuklemden sonra gerceklesecek bir eylemi ifade eder.

 

I asked my friends not to make so much noise.

Arkadaşlarımdan çok fazla gürültü yapmamasını rica ettim.

I told the children to be careful while crossing the street.

Çocuklara caddeyi geçerken dikkatli olmalarını söyledim.

He told me to be there on time.

Bana vaktinde orada olmamı soyledi.) (Daha sonra yapacağım bir isi soyledi

 

INFINITIVE OF PURPOSE: IN ORDER TO = AMAÇ BİLDİREMK AMACIYLA MASTAR

 

  1. Amaç bildiren bir yapı olarak In order to do yerine sadece to do kullanabiliriz. Olumsuz ifadelerde "In order not to do" kullanılır.

 

I will go shopping because I want to buy some vegetables.

I will go shopping to buy/In order to buy some vegetables.

Alışverişe gideceğim çünkü biraz sebze satın almak istiyorum.

Biraz sebze satın almak için alışverişe gideceğim.

I get up early because I don't want to be late for work.

I get up early in order not to be late for work.

Erkenden kalkarım çünkü işe gecikmek istemiyorum.

İşe gecikmemek için erkenden kalkarım.

I went to the bookstore because I wanted to buy a book.

I went to the bookstore to buy/in order to buy a book.

Kitapevine gittim çünkü bir ktiap almak istedim.

Bir kitap almak için kitapevine gittim.

 

 

  1. To do/In order to do ile for dolng'in kullanımı arasındaki ayrıma dikkat ediniz. Bir insanın bir eylemi yapmadaki amacını ifade etmek istiyorsak to do/In order to do kullanılır. Bir nesnenin (bir alet, makina vb.) ne ise yaradığım, ne amacla kullanıldığını ifade etmek istiyorsak be used for doing ya da be used to do/In order to do kullanılır. Eğer bir nesnenin ne ise yaradığını ifade ediyor, ancak cumlede "be used' kullanmıyorsak, sadece "for doing" kullandır.

 

You have to use an axe to chop/in order to chop wood.

An axe is used for chopping/to chop wood.

An axe is a tool forchopping wood.

Odunlar doğramak için bir balta kullanman gerekir.

Bir balta odun doğramak için kullanılır.

Bir balta odun doğramak için bir araçtır.

You have to use a spanner to fasten/in order to fasten bolts.

A spanner is used for fastening/to fasten bolts.

A spanner is a tool for fastening bolts.

Civataları tutturmak için bir ingiliz anahtarı kullanmalısın.

Bir İngiliz anahtarı civataları tutturmak için kullanılır.

Bir İngiliz anahtarı civataları tutturmak için bir araçtır.

 

 

  1. Ancak, belli bir olayda (specific) bir nesnenin ne amacla kullanıldığını ifade ederken sadece to do kullanılır.

 

Detergent is used for cleaning/to clean dirty things, (general)

A lot of detergent was used to clean the house, (specific)

Deterjan kirli temizlemek için kullanılır.

 

Evi temizlemek için bir sürü deterjan kullanıldı.

Wax is used for polishing/to polish surfaces.

A special kind of wax was used to polish the car

Wax yüzeyleri cilalamak için kullanılır.

Arabayı cilalamak için Wax’ın özel bir türü kullanıldı.

 

  1. Đnsanın bir eylemi yapmadaki amacını ifade ederken fiil değil de isim kullanıyorsak, for + a noun kullanılır.

 

I went to the bookstore to buy a book.

I went to the bookstore for a book.

Bir kitap satın almak için kitapevine gittim.

Bir kitap için kitapevine gittim.

He will go to Ankara to attend a conference.

He will go to Ankara for a conference.

Bir konferansa katılmak için Ankara’ya gidecek.

Bir konferans için Ankara’ya gidecek.

 

 

INFINITIVE WITH TOO AND ENOUGH

 

  1. Too + adjective/adverb ve adjective/adverb + enough yapılan kendilerinden sonra infinitive alır.

 

This box is too heavy. Nobody can carry it.

This box is too heavy to cany.

Bu kutu ağır. Kimse taşıyamaz onu.

Bu kutu tasınamayacak kadar ağır

 

İkinci cumlenin sonunda yuklemin nesnesi durumunda olan "it" sozunun "too" lu cumlede kullanılmadığına dikkat ediniz. Bu cumlede infinitive, passive yapıda bulunmadığı halde,

cumlenin anlamı passive'dir. Bu nedenle iki cumleyi birlestirdiğimizde, yuklemin nesnesi ozne durumuna gecmistir (This box). Bu cumlede eylemi yapmanın kimin icin zor, kolay, vb.

olduğunu ifade etmek icin for + noun/pronoun kullanabiliriz. Bu durumda cumleyi Turkce'ye active olarak ceviririz.

 

This box is too heavy. I can't carry it.

This box is too heavy for me to cany.

Bu kutu çok ağır. Onu taşıyamıyorum.

Bu kutu benim tasıyamayacağım kadar ağır.

 

  1. Too + adjective/adverb kalıbı yapı olarak olumlu olmasına rağmen anlamca

 

It's too late to go out

Dısan cıkılamayacak kadar gec oldu.

She is too young to get married.

Evlenemeyecek kadar kucuk

He spoke too quietly to hear.

Duyulamayacak kadar yavas konustu.)

She is too young to understand this situation.

Bu durumu anlayamayacak kadar küçük.

 

 

  1. Adjective/adverb + enough, olumlu cumlede kullanıldığı zaman, eylemin yapabileceğimiz olculerde olduğunu ifade eder.

 

This box is light. Anyone can carry it.

This box is tight enough to carry.

Bu kutu hafif.Herkes taşıyabilir onu.

Bu kutu tasınabilecek kadar hafif.

This box is light. I can carry it.

This box is tight enough for me to carry.

Bu kutu hafif.Onu taşıyabilirim.

Bu kutu benim tasıyabileceğim kadar hafif.

This jug isn't big. It can't hold two litres of water.

This jug isn't big enough to hold two litres of water.

Bu sürahi büyük değil.İki litre su alamaz.

Bu surahi iki litre su alacak kadar buyuk değil.

The speaker didn't speak clearly. We couldn't understand him.

The speaker didn't speak clearly enough for us to understand.

Konuşmacı net konuşmadı.Onu anlayamadık.

 Konusmacı bizim anlayabileceğimiz kadar net konusmadı.

 

  1. Too ile ifade ettiğimiz bir cumleyi, kullanılan sıfatın ya da zarfın zıt anlamlısını kullanarak, olumsuz bir cumlede enough'la da verebiliriz.

 

She Is too young to get married

She Isn't old enough to get married.

Evlenemeyecek kadar küçük.

Evlenecek kadar büyük değil.

The car Is too small to take five people.

The car Isn't big enough to take five people.

Araba bes kisiyi alamayacak kadar kucuk.

Araba bes kisiyi alacak kadar buyuk değil.

 

  1. Enough, genellikle bir sıfat ya da zarftan sonra (strong enough, rich enough, etc.) bir isimden once gelir: (enough strength, enough money, etc.) Enough, bir isimden sonra da gelebilir ancak bu kullanım pek yaygın değildir.

 

She is not experienced enough to do this job. She doesn't have enough experience to do this job.

O bu işi yapacak kadar tecrübeli değil.

Onun bu işi yapacak kadar tecrübesi yok.

I'm courageous enough to talk back to him.

I have enough courage to talk back to him.

Onunla tekrar konuşacak kadar cesurum.

Onunla tekrar konuşacak kadar cesaretim var.

 

  1. Yuklemin nesnesinin kendine ait bir preposition'ı varsa, too ya da enough ile kurulmus cumlenin sonunda o preposition kullanılır.

 

This knife is blunt. We can't cut this meat with It.

This knife is too blunt to cut this meat with.

Bu bıçak kör. Bu eti onunla kesemeyiz.

Bu bıçak bu eti kesemeyecek kadar kör.

Is this chair strong? Can I stand on It?

 

Is this chair strong enough for me to stand on?

Bu sandalye dayanıklı mı? Onun üzerinde durabilir miyim?

Bu sandalyenin üzerinde duracağım kadar güçlü mü?

 

VERBS OF PERCEPTION = ALGILAMA FİİLLERİ

 

See, hear, watch, feel, etc. gibi duyu fiilleri kendilerinden sonra gelen fiili iki sekilde alır: gerund ya da fiilin yalın hali.

 

  1. Eğer bir eylemin olusunu bastan sona gormussek, izlemissek, fiilin yalın hali kullanılır. Devam etmekte olan bir eylemi gormussek gerund kullanılır. Şimdi su iki cumleyi inceleyelim.

 

Yesterday, I took my son to the park. There, I sat on a park bench and watched my son play with other children.

Dün oğlumu parka götürdüm.Orda bankta oturup oğlumun diğer çocuklar ile oyun oynamasını izledim.

When I looked out of the window, I saw some children playing in the street.

Camdan dışarı bakdığımda bazı cocukların sokakta oynadığını gördüm.

(Cocukların oynama eylemi devam ediyordu. Ben onları bir an gordum.Oynamaya basladıkları zamanı gormedim.)

He unlocked the safe and took some money. I saw this. I saw him unlock the safe and take some money.

Kasanın kilitini açtı ve biraz para aldı.ben bunu gördüm.

Kasayı acıp biraz para aldığını gordum.

see someone do something -

When I entered the room, he was taking some money out of the safe. I saw this.

I saw him taking some money out of the safe.

Odaya girdiğimde,Kasadan biraz para alıyordu. Ben bunu gördüm.

Onu, kasadan para alırken gordum.

  1. Bu kullanımlar ozellikle see, hear, watch, listen to, feel ve observe fiilleriyle yaygındır. Coğu zaman, gerund ya da fiilin yalın halini kullanmak anlamı pek etkilemez.

 

When I suddenly woke up in the middle of the night, I felt the ground shake/shaking.

Gecenin yarısında aniden uyandım ve yerin sallandığını hissettim.

Yesterday, I saw him run/running down the street .

Dün, Onu caddede koşarken gördüm.

 

  1. Smell, findve catch fiilleriyle sadece gerund kullanılır.

 

When I entered the house, I could smell something burning.

Eve girdiğimde bir yanık kokusu aldım.

When I got home, I found my son sleeping.

Eve geldiğimde oğlumu uyurken buldum.

He had given up smoking, but last night , I caught him smoking on the balcony.

O sigara içmekten vazgeçmişti ama dün gece onu balkonda sigara içerken yakaladım.

 

  1. Passive cumlede gerund kullanımı aynı kalır. Ancak fiilin yalın hali, passive cumlede to+lnflnltive bicimine donusur.

Someone saw the missing child walking along the river.

 

The missing child was seen walking along the river.

Birisi kayıp çocuğu nehrin yanında yürürken gördü.

 Kayıp çocuk nehrin yanında yürürken görüldü.

They last saw him driving downtown late last night.

 

He was last seen driving downtown late last night.

Onlar dün gece geç saatlerde şehir merkezinde araba sürerken gördüler.

O en son gece geç saatlerde şehr merkezinde araba sürerken görüldü.

Someone saw him leave the building hurriedly.

 

He was seen to leave the building hurriedly.

Biri onun aceleyle binayı terk ettiğini gördü.

O binadan aceleyle terk ederken görüldü.

They clearly saw him steal the watch.

 

He was clearly seen to steal the watch.

Onlar onun saati çaldığını net bir şekilde gördü.

Onun saati çaldığı net bir şekilde görüldü.

 

INFINITIVE WITHOUT TO" AFTER "LET AND "HELP1

 

"Let" den sonra infinitive "to" almadan gelir.

 

I will let you go when you have finished your work.

İşini bitirdikden sonra gitmene izin vereceğim.

They didn't let me explain my excuse.

Mazaretimi açıklamama izin vermediler.

Don't let him start smoking at such an early age.

Onun bu kadar erken yaşta sigaraya başlamasına izin vermeyin.

Will you let your daughter stay out so late?

Kızının bu kadar geç kalmasına izin verirmisin?

 

"Help" den sonra infinitive yalın haliyle ya da "to" alarak kullanılır.

Will you please help me lay/to lay the table?

Masayı kurmama yardım edermisin?

I helped my mother clean/to clean the house.

Anneme evi temizlemek için yardım ettim.

Talking to a native English speaker will help you improve/to improve your English.

Ana dili İngilizce olan konuşmacı İngilizce'ni geliştirmene yardımcı olacaktır.

 

CERTAIN VERBS + NOUN/PRONOUN + INFINITIVE = KESİNLİK FİİLLERİ+İSİM/ZAMİR+MASTAR

 

  1. Bu gruptaki fiiller, daha cok kendilerinden sonra bir that-clause alırlar. Ancak bu fiilleri verb + noun/pronoun + Infinitive kalıbıyla kullanmak da mumkundur. Bu sekilde yaygın olarak kullanılan fiiller sunlardır:

 

acknowledge

believe

guess

know

consider

declare

reckon

take (presume)

see

think

find

suppose

calculate

assume

maintain

discover

estimate

fancy

understand

feel

imagine

judge

proclaim

prove

show

 

 

 

I believe that he is the best of you all.

I believe him to be the best of you all.

Ben inanıyorum ki o hepinizin en iyisidir.

Ben onun hepinizin en iyisi olduğuna inanıyorum.

We know that he is an honest man.

We know him to be an honest man.

Biz biliyoruz ki o dürüst bir insan

Biz onun dürüst bir insan olduğunu biliyoruz.

 

  1. Orneklerden de anlasılacağı gibi, bu yapı ile kullanabileceğimiz infinitive genellikle "to be" ve "to have" fiilleridir. Bu fiillerin yanı sıra, "know, like, love, etc." gibi nonprogressive fuller de kullanılabilir.

 

Think, estimate ve presume fiillerinin bu bicimde kullanılmaları cok enderdir. Ancak passive

cumlede yaygın olarak kullanılırlar.

 

They think that the new secretary is very able.

 

It is thought that the new secretary is very able.

The new secretary is thought to be very able.

Onlar yeni sekreterin çok yetenekli olduğunu düşünüyorlar.

Yeni sekreterin çok yetenekli olduğu düşünülmektedir.

Yeni sekreterin çok yetenekli olduğu düşünülmektedir.

They estimate that the box weighs about five kilograms.

It is estimated that the box weighs about five kilograms.

The box is estimated to weigh about five kilograms.

Kutunun 5 kilogram ağırlığında olduğunu tahmin ediyorlar.

Kutunun 5 kilogram ağırlığında olduğu tahmin ediliyor.

Kutu tahmini 5 kilogram ağırlıktadır.

 

INFINITIVE AFTER QUESTION WORDS = SORU KELİMELERİNDEN SONRA MASTAR EKİ

 

Soru sozcuğuyle ya da whether ile baslayan noun clause'lan, belli kosullan goz onune alarak question word/whether + Infinitive biciminde kısaltabiliriz. (Bu konu 5, unitede ayrıntıh olarak

incelenmistir.)

 

She can't decide what she should do.

She can't decide what to do.

Ne yapması gerektiğine karar verememektedir.

Ne yapacağına karar verememektedir.

Can you tell me where I can buy cheap but fresh fruit?

Can you tell me where to buy cheap but fresh fruit?

Bana nereden ucuz ama taze meyve satın alabileceğimi söyler misin?

Bana nereden ucuz ama taze meyve satın alabilceğimi söyler misin?

I don't know whether I should come with you or stay home.

I don't know whether to come with you or (to) stay home.

Seninle gelmelimiyim yoksa evdemi kalmalıyım karar veremedim.

Seninle seninle kalmımıyım evdemi kalmalıyım karar veremedim.

 

CAUSATIVES = ETTİRGENLER

 

Turkce karsılığı ettirgen catı olan causative, Đngilizce'de have, get ve make fiilleriyle elde edilir.

Üçüde anlamca birbirine yakın olmalarına rağmen, aralarında kucuk farklar vardır.

 

  1. Have

 

Daha cok kisinin doğal gorevi olan bir isi yaptırmak anlamında kullanılır: tamirciye araba tamir

ettirmek, terziye elbise diktirmek vb. gibi.

 

Yesterday, I had the mechanic repair my car.

Dün,arabamı tamirciye tamir ettirdim.

I will have the plumber fix the leak tomorrow.

Yarın sızıntıyı tesisatçıya tamir ettireceğim.

I have had my tailor make a wonderful dress.

Terzime harika bir elbise diktirdim.

 

Ancak, bu tur cumlelerde genellikle isi yapan kisi değil, isin yapılması onemlidir. Bu durumda,

isi yapan kisiyi belirtmeden sadece yapılan isi ifade edebiliriz.

 

Yesterday, I had my car repaired (by the mechanic.)

Dün arabamı tamir ettirdim.

I will have the leak fixed tomorrow (by the plumber.)

Yarın sızıntıyı tamir ettireceğim.

I have had a wonderful dress made (by my tailor.)

Harika bir elbise diktirdim.

 

  1. Get

Genellikle, birini ikna ederek bir is yaptırmak anlamını ifade eder.

 

My mother is a good tailor, but she doesn't sew any more. I want to get her to make me a dress for my graduation ball.

Annem iyi bir terzidir ama artık dikemiyor. Mezuniyet balosu için bir elbise yaptırtmasını istiyorum.

She is rather lazy. She always gets her sister to clean their room.

O oldukça tembel.Odalarını her zaman kızkardesine temizletir.

 

İsi yapan kisiyi belirtmeden, yapılan isi ifade etmek icin asağıdaki kalıbı kullanırız.

 

I want to get a dress made for my graduation ball.

Mezuniyet balosu için bir elbise yaptırmak istiyorum.

I got a composition written for me (by my friend.)

Benim için yazılmış bir komposizyon var.

She always gets their room cleaned (by her sister.)

O her zaman odalarını temizlettirir.

 

 

Get something done ile have something done arasında onemli bir fark yoktur ve birbirinin

yerine kullanılabilirler. Get something done Informal English'de daha yaygın kullanılır.

  1. Make

Birine zorlama ile bir is yaptırmak anlamını ifade eder.

 

I made my son do his homework before he went outside to play.

Oğluma dışarı oynamaya çıkmadan önce ödevini yaptırdım.

The film made us laugh a lot.

Film bizi cok guldurdu.

His broken leg made him stay in bed for a month.

Kırılan bacağı onun bir ay yatakta kalmasına yol açtı.

 

Make'in passive bicimi, get ve have'in passive biciminden (get/have something done) farklıdır.

Passive anlam icin make'in kendisi passive'e donusturulur.

 

The film made me cry. (active)

I was made to cry by the film, (passive)

Film beni ağlamaklı yaptım

Film sayesinde ağlamaklı oldum

His friends made him laugh during the class, (active)

 

He was made to laugh by his friends during the class, (passive)

Arkadaşları ders sırasında onu güldürdü.

O güldürüldü.(Arkadaşları tarafından ders sırasında.)

 

 

Make + noun/pronoun kalıbından sonra, fiil kullanmadan direk sıfat da gelebilir. Bu kullanım

get ve have ile mumkun değildir.

 

His coming late made me feel angry.

His coming late made me angry.

Onun geç gelmesi beni kızgın hissettirdi.

Onun geç gelmesi beni kızdırdı.

Her strange behaviour makes everybody feel surprised.

Her strange behaviour makes everybody surprised, (surprised burada bir sıfattır.)

Onun tuhaf davranışları herkesi şaşırtıyor

Onun tuhaf davranışları herkesi şaşkına çevirdi.

The good news made me feel relieved.

The good news made me relieved, (relieved burada bir sıfattır.)

İyi haberler beni rahatlattı.

İyi haberler beni rahatlamış

 

  1. Have with a passive meaning

Have fiilini bazı passive cumlelerin ifade ettiği anlamı vermek icin de kullanabiliriz.

He had his wallet stolen on the train on his way to Ankara.

Ankara'ya giderken trende cuzdanını çaldırdı.

His wallet was stolen on the train on his way to Ankara.

Ankara'ya giderken trende cuzdanı çalındı.

 

Bu iki cumle yapı olarak farklı olmalarına karsın, aynı anlamı ifade etmektedir.

They had their house broken into last week.

Their house was broken into last week.

Geçen hafta içerisinde onların evi yıkılmıştı.

Onların evi geçen hafta içerisinde yıkıldı.

Your hair might have your hair damaged while getting it permed.

Your hair might be damaged while it is being permed.

Saçın perma edilirken zarar görmüş olabilir.

 Saçın perma yapılırken zarar görmüş olabilir.

 

 

GERUNDS AND INFINITIVES