ABILITY YETENEK BELİRTEN KİPLER 

 

can and be able to (ebilmek-abilmek)

a)    Yeteneklerimizi ifade ederken "can" ya da "be able to" kullanırız.

 

He can speak two foreign languages fluently.

O 2 tane yabancı dili akıcı bir şekilde konuşabilir.

He is able to speak two foreign languages fluently.

O 2 tane yabancı dili akıcı bir şekilde konuşabilir.

My son doesn't attend school yet, but he can/Is able to read and write already.

Oğlum henüz okula gitmedi ama o zaten yazabilir ve okuyabilir.

 

  • Olumsuz cumlede "can't" ve "am/is/are not able to" kullanılır.

 

He can run very long distances, but he can't run very fast.

Çok uzun mesafeler koşabilir ama hızlı koşamaz.

He is able to run very long distances, but he Isn't able to run very fast.

Çok uzun mesafeler koşabilir ama hızlı koşamaz.

I can speak English, but I can't speak French.

İngilizce konuşabiliyorum ama fransızca konuşamam.

I'm able to speak English, but I'm not able to speak French.

İngilizce konuşabiliyorum ama fransızca konuşamam.

 

  • "Be able to" diğer zamanlarda ‘’be’’ fiili zamana göre değişikliğe uğrar

He Is able to speak very good English. (Present)

O çok iyi ingilizce konuşur

He has been able to speak English for ten years. (Present Perfect)

O  10 yıldır ingilizceyi konulabiliyor

He was able to speak good English when he was a child. (Simple Past)

O cocukken ingilizce konuşabiliyordu

He will be able to speak English even better when he stays in England for some time. (Future)

O Ingiltere’de kaldığı sırada ingilizceyi daha da iyi konuşabilecek.

He should be able to speak English well, because he has been living in England for six years. (With other modals)

Onun ingilizceyi çok iyi konuşabilmesi gerekiyor çünkü 10 yıldır İngiltere’de yaşıyordu.

He had been able to speak English for five years when he went to England.  (Past Perfect)

O 5 yıl için İngiltere’ye gittiğinde ingilizce konuşabilmişti.

.

  • "Can" yapılması mümkün olan ya da potansiyel olarak gerçekleşme gücüne sahip olayları ifade ederken de kullanılır.

I'll finish my work in an hour, so I can help you then

Bir saat içinde işimi bitireceğim o zaman sana yardım edebilirim.

I'm very busy now, so I can't help you.

Şuan çok meşgulüm sana yardım edemem

Overexposure to the sun's rays can lead to skin cancer

Güneş ışınlarına aşırı maruz kalınması cilt kanserine yol açabilir.

If not treated properly, this injury can develop into a more serious one.

Düzgün tedavi edilmez ise , bu yara  daha ciddi bir hale gelebilir.

 

  • "Can" in geçmiş zamandaki biçimi "could", "be able to" nun geçmiş zamandaki biçimi ise "was/were able to" dur.

I could run very fast when I was a child.

Çocukken çok hızlı koşabilirdim.

I was able to run very fast when I was a child.

Çocukken çok hızlı koşabiliyordum

Some students in my previous class could/were able to speak English almost fluently, but they weren't so good at grammar

Önceki sınıfımdaki bazı öğrenciler ingilizce’yi adeta akıcı şekilde konuşabilirlerdi ama dil bilgisinde o kadar iyi değillerdi.

 

  •  "Could", geçmişteki yeteneklerimizi ya da geçmişte izin verme gibi durumları ifade ederken kullanılır. Geçmişte izin ifade eden durumlar için "was/were allowed to" da yaygın kullanılan bir kalıptır.

 

Mozart could play the piano when he was only four

Mozart daha 4 yaşındayken piano çalabilirdi..

My grandfather was very strong. He could lift enormous boxes on his own.

Dedem çok güçlüydü. Kocaman kutuları kendi başına kaldırabilirdi.

It was raining heavily. We could go out only when it had stopped raining.

Yağmur şiddetle yağıyordu.Sadece yağmurun durmuş olduğu zaman dışarı çıkabilirdik.

 

  • Was/were able to" da, geçmişteki yeteneklerimizi ya da geçmişteki izin verme durumlarını ifade ederken kullanılır. Ancak, "geçmişte zor bir durumun üstesinden gelme" anlamı (manage to do), sadece "was/were able to" ile ifade edilir. "Could" bu anlamda kullanılmaz.

 

He was a good swimmer when he was a child. He could/was able to swim faster than all the other children.

O çocukken iyi bir yüzücüydü.Diğer bütün çocuklardan daha hızlı yüzebilirdi.

I had a good voice when I was younger. I could/was able to sing very well, especially folk songs.

Küçükken iyi bir sesim vardı. Çok iyi şarkı söyleyebilirdim özellikle halk müziklerini.

When their maths teacher didn't come, the students were able to/were allowed

to leave school earlier than usual.

Matematik öğretmenleri gelmediğinde Öğrencilere her zamankinden daha önce ayrılması içini izin verildi.

The maths exam was very difficult yesterday, but I was able to get a high grade, anyway.

Dün matematik sınavı çok zordu ama ben yine de yüksek bir not alabildim.

I overslept yesterday, and missed the bus, but I was able to get to work on time by taxi

Dün uyuyakalmışım ve otobüsü kaçırdım ama taksiyle zamanında işe gidebildim.

Last month, there was a huge fire in our street. Luckily, the fire brigade came just in time to extinguish it, so everybody was able to escape unhurt.

Geçen ay bizim sokakda büyük bir yangın vardı. Neyse ki itfaiye yangını söndürmek için zamanında geldi.böylece herkes sağ salim kurtulmayı başardı.

 

  • Olumsuz ifadelerde, her üç durum için de "couldn't" ya da "wasn't/weren't able to" kullanabiliriz. "Couldn't" daha yaygın kullanılır.

 

I couldn't/wasn't able to use a computer just three months ago, but now I can.

3 ay önce bilgisayar kullanamazdım ama şuan kullanabiliyorum.

The students didn't want to have a test that day, but they couldn't/weren't able to persuade the teacher to cancel it.

Öğrenciler o gün sınav olmak istemiyorlardı ama öğretmeni iptal etmeye ikna edemediler.