PREPOSITIONS = EDATLAR

İngilizce'de "preposition" çok geniş kapsamlı bir sözcük grubudur. Cümle içindeki başlıca işlevi, cümlenin diğer öğeleri arasında, özellikle de isimler arasında bağlantı kurmaktır. Bir edatdan sonra isim, zamir, ulaç ve isim cümlesi gelebilir.

 

She is going to the cinema with the children, (edat + isim)

Çocuklarla sinemaya gidecek.

They are very kind to us. (edat + zamir)

Bize karşı çok nazikler

He is quite interested In reading, (edat+ulaç)

Okumakla oldukça ilgilidir

I don't approve of what you did. (edat + isim cümlesi)

Senin yaptığını onaylamıyorum.

 

a) Edattan sonra gelen isimler yalın halde olabilir: to James, on the table, with my parents,.

b) Ya da iyelik bildirebilir: with Jane's (brother), in Peter's (car),.

c) Zamir ise hedef zamiri biçiminde kullanılabilir: to him, on it, with them,.

d) Ya da iyelik zamiri de olabilir: with mine, from hers, etc.

e) Edattan sonra dönüşlü zamir de kullanılabilir: about ourselves, by himself,

PREPOSITIONS OF PLACE and MOVEMENT : YER VE HAREKET BİLDİREN EDATLAR

 

  • İn (... de, ... da, içinde anlamını verir.)

in a city,

Şehirde

in the sea

Denizde

in the east of Turkey

Türkiye’nin  doğusunda

in a line

Bir Çizgi de

in a room

Bir odada

in a queue

Bir Kuyrukta

in a park

Bir parkta

in a row

Bir sırada

in the water

Suyun içinde/ suda

in a book

Bir kitapta

in a newspaper

Bir gazetede

in the sky

Gökyüzünde

in an armchair

Bir koltukta

in bed

Yatakta

in the rain

Yağmurda

in the snow

Karda

in the world

Dünyada

in the sun

Güneşte

 

  • At (bir yerde

 

at home

Evde

At airport

Havaalanında

at school

Okulda

At the front

Önde

at work (without "the")

İşte

at the back

Arkada

at the cinema

Sinema da

at sea (voyage)

Denizde(yolculuk için)

at the theatre

Tiyatroda

at the beginning of the street

Sokağın başında

at the party

Partide

At the end of the street,

Sokağın sonunda

At the station

istasyonda

At the meeting

Toplantıda

 

  • On üzerinde yüzeyinde anlamında.

 

on the floor,

Yerde

on the wall

Duvarda

on the ceiling

Tavanda

on the table

Masada

on the chair

Sandalyede

On the shelf

Rafta

on the bed

Yatağın üstünde

on the cover

Kapakta

on page (7),

Sayfa 7’de

on an island

Bir adada

on the back page of the newspaper

Gazetenin arka sayfasında

On the front page of the newspaper

Gazetenin ön sayfasında

on a river

Nehirin üstünde

on the ground

Yerde

On earth

Dünya da

on her face

Yüzünde

on my nose

Burnum da

on the West coast of Turkey

Türkiye’nin batı kıyısında

 

  • From ‘ten ‘ den(bir yerden ayrılmak anlamında)

 

from work

İşten

from school (without"the")

Okuldan

from the station

İstasyondan

from London

Londra’dan

From the airport

Hava alanından

From the home

Evden

 

  • Into ‘e doğru)(bir şeyin içine doğru anlamında)

 

into the cinema

Sinemanın içine

into the car

Arabanın içine

pour (water) into the glass

 Bardağın içine

into the street

 Sokağın içine

 

  • out of (dışarı çıkma anlamı verir)

 

come out of the cinema

Sinemadan çık

get out of the car

Arabadan çık

drink (tea) out of a cup

 bardağın dışından iç

Come out of the school

Okuldan çık

 

  • round/around çevresinde, köşede anlamında.

 

live round the corner

 köşede yaşamak

have a hedge round the garden

 bahçenin edrafında çiti olma

  • beyond ötede, ilerisinde  anlamlarında

 

beyond the river

Nehrin ötesinde

beyond the beach

Plajin ötesinde

 

  • by (yanında anlamını verir)

 

by the sea

Denizin yanında

by the lake

Gölün yanında

 

  • past (geçince anlamında)

 

past the post office

Postaneyi geçince

past the police station

Polis merkezini geçince

 

  • through (bir şeyin içinden geçerek anlamında çevirilere ‘dan anlamı verebilir.)

through the tunnel

Tünelin içinden

through customs

Gümrükten

through the woods

Ormanın içinden

through the town

kasabadan

 

  • throughout  (bütün bir alanı kaplama anlamı verir)

 

throughout the country

Ülke genelinde

throughout the world

Dünya genelinde

 

  • across (bir uçtan diğer uca, bir taraftan diğer tarafa anlamında)

across the river

Nehrin öbür tarafında

across the street

Sokağın diğer tarafı

across the field,

Tarla karşısındaki

across the path

patika boyunca

 

  • along (.. boyunca anlamında)

along the river

Nehir boyunca

along the road

Yol boyunca

along the corridor

Koridor boyunca

Along the beach

Plaj boyunca

 

  • among (ikiden fazla öğeden oluşan bir grubun içinde)

among the crowd

Kalabalığın arasında

among the people

İnsanlar arasında

among the trees

Ağaçlar arasında

Among the homes

Evlerin arasında

 

  • between (iki ya da daha fazla öğeden oluşan düzenli bir grubun arasında anlamını verir )

between you and me

Aramızda

between the teacher and the students

Öğretmen ve öğrenciler arasında

a treaty between the European countries

Avrupa Ülkeleri arasında bir antlaşma

Between Turkey and Syria

Türkiye ve Suriye arasında

 

  • up (yukarı doğru anlamında.)

 

up the hill

Tepeye doğru

up the road

Yola doğru

up the wall

Duvara doğru

Up the mountain

Dağa doğru

 

  • down (aşağı doğru anlamında.)

down the hill

Tepeden aşağı

down the road

Yoldan aşağı

down the river

Nehirden aşağı

Down to mountain

Dağdan aşağı

 

  • above (= higher) (düzey olarak üzerinde, daha yüksekte anlamını verir. Nesneler birbirine değmez.)

above sea level

Deniz seviyesinden

above (the) average

Ortalamanın üzerinde

above the clouds

Bulutların üstünde

above zero

Sıfırın üstünde

 

the people above us

Yukarımızdaki insanlar

 

 

  • below (= lower) (düzey olarak altında, daha aşağıda anlamını verir.)

below the surface of the sea

Deniz yüzeyinin altında

the people below us

Aşağımızdaki insanlar

below the clouds

Bulutların altında

below (the) average

Ortalamanın altında

 

below zero

Sıfırın altında

 

 

  • over  (bir nesnenin diğer bir nesnenin üzerinde olduğunu ifade eder. Nesneler birbirine değebilir.)

 

jump over the wall,

Duvarın üzerinden atlamak

a bridge over the river

Nehrin üzerinde bir köprü

a plane flying over the town

Kasabanın üzerinden uçan bir uçak

over 50 years of age

50 yaşın üstünde

 

  • under (bir nesnenin diğer bir nesnenin altında olduğunu ifade eder. Nesneler birbirine değebilir.)

under the table

Masanın altında

under the bridge,

Köprünün altında

under the bed

Yatağın altında

under 50 years of age

50 yaşın altında

under water

Suyun altında

Under the house

Evin altında

 

  • against (bir şeye dayamak, dayanmak anlamını verir. ayrıca karşısında anlamında da kullanılabilir)

put something against the wall

duvara karşı bir şey koymak

lean against the chair

Sandalyeye yaslanmak

 

  • opposite (facing) (karşısında anlamını verir.)

the cinema opposite our house,

Evimizin karşısındaki sinema

sit opposite me

Karşımda otur

 

  • in front of (bir nesnenin diğer bir nesnenin önünde olduğunu belirtir.)

the people in front of us

Önümüzdeki insanlar

in front of the cinema

Sinemanın önünde

in front of the tree

Ağacın önünde

in front of the house

Evin önünde

 

  • behind (bir nesnenin diğer bir nesnenin arkasında olduğunu ifade eder.)

the people behind us,

Arkamızdaki insanlar

behind the tree

Ağacın arkasında

A garden behind the house

Evin arkasında bir bahçe

Behind the stove

Fırının arkasında

 

  • beside (= next to) (yanında, yanına anlamlarını verir.)

sit beside me,

Yanıma otur

the restaurant beside our house

Evimizin yanındaki restorant

  • inside(içinde, içeride anlamlarını verir.)

inside the house

Evin içinde

inside the cave

Mağaranın içinde

inside the shop

Dükkanın içinde

İnside the car

Arabanın içinde

  • outside (dışarıda, dışında anlamlarını verir.)

outside the house,

Evin dışında

outside the cave,

Mağaranın dışında

outside the shop

Dükkanın dışında

Outside the house

Evin dışında

 

-       Opposite yerine American İngilizce’sinde across from kullanılır.

There's a small restaurant opposite/across from our house

Evimizin karşısında küçük bir restoran var.

-       Birinin hala yatmakta olduğunu ifade etmek için in bed kullanılır. Ancak yatağın üzerindeki bir nesneyi on (the) bed biçiminde ifade edebiliriz.

It's already past 10 o'clock but he is still in bed.

Saat 10’u zaten geçmiş ama hala yatakda.

Don't put your jeans on my bed.

Pantolonlarını yatağımın üzerine koyma.

-       "Denizde olmak, yüzmek..." anlamlarında in the sea, "denizde yolculukta olmak' anlamında ise at sea kullanılır.

I like swimming in the sea rather than in a pool.

Bu denizde yüzmekden ziyade havuzda yüzmek gibi.

The sailors were bored, because they had been at sea for months.

Denizciler sıkılmıştı. çünkü aylardır denizdeydiler.

-       "Nehirde yüzmek' anlamında in the river kullanılır. Ancak nehirdeki sandal, gemi, vb. taşıtlann durumunu ve bir nehir üzerine kurulmuş yerleşim merkezinin konumunu on the river biçiminde ifade edebiliriz.

It is not safe to swim in this river because of the currents.

Nehirde yüzmek akıntılardan dolayı güvenli değildir.

Paris is on the river Seine.

Paris Seine nehri üzerindedir.

There were a few boats on the river.

Nehir üzerinde bir kaç tekne vardı.

-       Ayrı ayrı iki nesnenin birbirlerinin önünde/ardasında olduğunu in front of/behind ile ifade ederiz. Ancak aynı zemin üzerinde önde/arkada derken at the front/at the back kullanılır. Örneğin sınıfın önünde (ön tarafında) demek için at the front of the classroom, sınıfın arkasında (arka tarafında] demek için ise at the back of the classroom ifadelerini kullanmamız gerekir.

We were sitting at the front of the cinema.

Sinemanın önünde oturuyoruz

Some students prefer to sit at the back of the classroom.

Bazı öğrenciler sınıfın arka sıralarında oturmayı tercih ederler.

 

Ancak, gazetenin ön sayfasında/arka sayfasında derken on the front/on the back page of the

newspaper; ön sırada/arka sırada derken In the front row/in the back row kullanılır. Taxi/car

için, (arabanın içinde) önde/arkada derken In the front/In the back of the car/taxi; diğer

taşıtlar içinse on the front/on the back of the bus,. kullanılır.

 

-       Go, get, fly, drive gibi fiiller yönelme bildiren edat  "to" ile kullanılır.

He is going to Ankara today

Bugün Ankara’ya gidiyor.

When I got to work, I found everybody in a deep silence.

İşe gittiğimde herkesi derin bir sessizlik içerisinde buldum

Arrive fiili, village, town, city, country gibi bir yerleşim merkezine varmak anlammdaysa in; station, school, work, meeting,. gibi bir noktaya ya da aktiviteye varmak anlammdaysa at ile

kullanılır

 

We arrived to Ankara at dawn.

Ankara’ya şafak vaktinde vardık

I arrived at my destination rather early

Hedefime oldukça erkenden vardım.

Bu fiiller, home, abroad, here ve there ile kullanıldığında edat almaz.

 

When will you come here again?

Buraya tekrar ne zaman geleceksin?

I've heard that you're going abroad next week.

Gelecek hafta yurt dışına gideceğini duydum.

When I got/arrived/went/came home, I was really tired.

Eve vardığımda gerçekten yorgundum.

Don't forget to call me as soon as you get there.

oraya gittiğinde beni en kısa sürede aramayı unutma.

 

"Varmak, ulaşmak' anlamında reach fiili edat almadan kullanılır.

 

When I reached the hotel, I went straight to bed.

Otele vardığımda doğruca yatağa gittim.

PREPOSITIONS WITH TIME EXPRESSIONS = ZAMAN BİLDİREN EDATLAR

 

Başlıca zaman edatlari in,on,at’dir.

 

A)    AT

 

  • Saatlerle at kullanılır.

Our classes start at 9 and finish at 12.

Derslerimiz 9da başlayıp 12 de biterler.

Yesterday, I left work at 6 o'clock.

Dün, işi 6’da bıraktım.

 

What time ...... ? ile sorulan sorularda ve bu sorulara verilen kısa yanıtlarda at genellikle kullanılmaz.

 

what time does the meeting start?

Toplantı kaçta başlıyor?

9 o'clock in the morning.

Sabah saat 9’da

 

Zamanda bir noktayı belirtirken ‘’at’’ i başlıca bunlarla kullanırız..

 

Meal times: Yemek zamanları

at tea time(çay vaktinde), at lunchtime(öğle yemeğinde), at dinner time(akşam yemeğinde)

Festivals: Festivaller

At Christmas(yılbaşında), at Easter (paskalya festivalinde)

Age: Yaş 

at the age of 19 (19 yaşında.)

Günün diğer zamanları

at dawn ( şafak vakti) at midday (öğlenleyin) at midnight (geceleyin) at night (gece yarısı) at noon ( öğle zamanı)

at + time: Belirli bir zamanda

at the weekend (haftasonu) at the moment (şu anda) at present(şuanda) at the beginning of the year (yılın başında) at the end of the month ( ayın başında) at that time (o zaman) at the same time (aynı zamanda) at this time (şu anda)

 

  • Amerikan ingilizcesi’nde Christmas için genellikle "at Christmastime", Easter için ise, "on Easter' kullanılır.) Weekend ile ingiliz ingilizcesi  at, amerikan ingilizcesi on kullanır.

We are planning to set off at dawn.

Şafak vakti  yola çıkmayı planlıyoruz

Most people were living in great poverty at that time.

Çoğu insan o zamanda büyük yoksulluk içinde yaşıyordu.

He left home at the age of 15.

O evden 15 yaşında ayrıldı.

They are working on a new project at the moment/at present.

Onlar şu anda yeni bir proje üzerinde çalışıyorlar.

We usually go to the cinema at the weekend/on the weekend.

Biz genelde haftasonları sinemaya gideriz.

 

At the end ile In the end arasındaki ayrıma dikkat ediniz. In the end, finally(nihayet,sonunda)) anlamındadır ve kendinden sonra başka bir isim gelmez.

At the end ise, bir şeyin/bir sürenin sonunda anlamını verir: at the end of the month(ayın sonunda), at the end of the week(haftanın sonunda), at the end of the term(Dönem sonunda),

 

He had been out of work for months, but in the end, he found a good job.

O aylardır çalışmamakdaydı fakat sonunda iyi bir iş buldu.

I will be paid at the end of the month. Then I can pay you back.

Ay sonunda maaşımı alacağım . o zaman sana geri ödeyebilirim.

 

B)   ON

 

  • Günlerle ve tarihlerle on kullanılır.

on Monday

Pazertesi gününde

on (one's) wedding day

Birinin düğününde

on Sunday(s)

Pazar günü

On that date

O tarihte

on weekdays

hafta içi

on Christmas Day

Yılbaşı gününde

on (one's) birthday

Birinin doğum gününde

on 12th december

12 aralıkta

on Monday morning

Pazartesi sabahında

 

 

He plays football on Saturdays

Cumartesi günleri futbol oynar

I last saw him on his birthday.

Onu en son doğum gününde gördüm

This book will come out on August the 15th.

Bu kitap ağustos’un 15in de çıkacaktır.

 

C)   Daha uzun zaman dilimleri bildiren ifadelerle in kullanılır.,

 

Months:  Aylar

In February(şubatta) , in March (martta)

Years: Yıllar

in 1988(1988’de), in the mid-1920s(1920lerin ortasında), in the 1960s (1960lar’da)

Seasons: Mevsimler

in (the) summer(yazın), in (the) spring(baharda)

Centuries and Ages: Yüzyıllar , çağlar

in the 20th century(20. Yüzyılda), in the Middle Ages (orta çağlarda)

Others:Diğerleri.

in the morning(sabahları), in the afternoon(öğlenden sonra), in the evening(akşamları)

in the middle of the night(gecenin ortasında)

 

 

  • Morning, afternoon, evening ifadeleriyle normalde ‘’In’’ kullanılır. Ancak bu ifadeleri bir gün ismiyle birlikte kullandığımızda edat ‘’on’’ olur.

She usually does the shopping inthe mornings.

O genelde sabahları alışveriş yapar.

She usually does the shopping on Monday mornings.

O Pazartesi sabahları genelde alışveriş yapar

The meeting will be held in the evening.

Toplantı akşam yapılacak

The meeting will be held onFriday evening.

Toplantı Cuma akşamı yapılacak.

 

  • Aylar ve yıllarla In kullanılır. Ancak bir ifadede günü de belirtiyorsak on kullanılır.

 

He was born in 1988.

1988’de doğdu

He was born in May.

Mayıs’ta doğdu

He was born in May, 1988.

Mayıs 1988’de doğdu

He was born on 8th May, 1988.

1988 mayısının 8inde doğdu

He was born on 8th May.

Mayıs’ın 8inde doğdu.

 

  • Birinin yaşını ifade ederken at the age of kullanılır. Ancak, kişinin yaşını kesin olarak bilmiyorsak, In her/his thirties gibi ifadeler kullanırız. In her early thirties (otuzlu yaşların başlarında). In her mid-thirties (otuzbeş yaşlarında). in her late thirties (otuzlu yaşların sonlarında) gibi ifadeler tahminimize daha bir kesinlik kazandırır.

 

I don't think she is as old as she looks.She must be in her mid-thirties

Onun göründüğü kadar yaşlı olduğunu sanmıyorum 35 yaşlarında olmalı.

 

  • Next, last ve this, zaman zarflanyla kullanıldığında In, on, at kullanılmaz.

They moved to Ankara last year.

Onlar geçen yıl Ankara’ya taşındılar

We are going on holiday next month.

Gelecek ay tatile gideceğiz.

We will meet again next Saturday.

Gelecek Cumartesi tekrar görüşeceğiz.

She stayed in İzmir for two weeks last winter.

Geçen yaz 2 hafta izmir de kaldı.

We haven't decided yet where to go on holiday this summer.

Bu yaz tatilde nereye gideceğimize henüz karar vermedik.

 

D)   IN + A PERIOD OF TIME  (Bir Süre)

 

  • In two days, In a few hours, In three years. In a week, vb. gibi ifadeler gelecekte bir zaman belirtir. Bu ifadeleri In two days' time, in three years' time, in a week's time biçiminde de kullanabiliriz.

We are moving into our new apartment in two weeks/in two weeks' time.

2 hafta içinde (sonra) yeni apartmanımıza taşınıyoruz.

They are going to get married in three months/in three months' time

3 ay içinde(sonra) evlenecekler.

I expect we'll have arrived in the town in an hour/in an hour's time

Umarım 1 saat içinde(sonra) kasabaya varmış olacağız.

 

  • In + bir süre ifadesini, bir işin ne kadar zamanda yapıldığını belirtirken de kullanabiliriz. Bu anlamda ta yerine within de kullanılabilir.

 

Normally, in the first grade of elementary school, they teach children to read in (within) two or three months.

Normalde ilkokul birinci sınıfta 2 veya 3 ay içinde öğrencilere okumayı öğretirler.

He usually does his homework in (within) an hour.

Genellikle ödevini bir saat içinde yapar.

Most of the students finished the examination in (within) an hour and a half.

Öğrencilerin çoğu sınavı bir buçuk saat içerisinde bitirdi.

 

  • In + bir süre ifadesi bu anlamda " "kesme işareti + zaman" biçiminde kullanılmaz. Şu iki örneği karşılaştıralım:

 

You will have to eat lunch in (within) halfan hour

Yemeğini yarım saatte/yarım saat içinde yemek zorunda kalacaksın

You will have to eat lunch in halfan hour/in halfan hour's time

Yemeğini yarım saat sonra yemek zorunda kalacaksın

E)   OTHER PREPOSITIONS USED WITH TIME EXPRESSIONS (DİĞER ZAMAN EDATLARI)

For (süre bildirir) ‘’dır,dir’’ ve ‘’için’’ anlamı verir cümleye

for two days

for a few hours

for centuries

2 gündür

Bir kaç saat için

Yüzyıllardır.

 

I'll be out of the country for a month on business.

Bir aylık iş için şehir dışında olacağım.

Let's go to the cinema. I haven't seen a good film

Hadi sinemaya gidelim. Uzun zamandır iyi bir film görmedim

 

 

  • during (... sırasında,sırada)

 

during the film

during the war

during my stay there

Film sırasında

Savaş sırasında

Orda kaldığım sırada

 

He fell asleep during the lesson because it was so boring.

Ders sırasında uyuyakaldı çünkü  o kadar sıkıcıydı.

They heard a loud noise during the night.

Gece boyunca bir gürültü duydum.

 

-       During ile while aynı anlamı ifade edecek şekilde kullanılabilir. Ancak during' den sonra bir isim, while' den sonra bir cümlecik (özne+fiil} gelir.

 

Suddenly, I began to feel unwell during the lesson.

Ders sırasında aniden hasta hissetmeye başladım.

Suddenly, I began to feel unwell while I was teaching

Öğretiyorken aniden hasta hissetmeye başladım

I visited lots of places during my stay abroad.

Yurt dışında kaldığım sırada bir çok yeri ziyaret ettim.

I visited lots of places while I was abroad.

Yurt dışındayken bir çok yeri ziyaret ettim

 

  • from ... to ‘dan dana ya da den den’e farklı da olur cümleye göre çevrilebilir.

 

from Monday to Friday

from 1980 to 1985

From February to March

9 to/until/till 6

Pazartesi’den Cuma’ya

1980’den 1985’e

Şubat’tan Mart’a

9’dan 6’ya kadar

 

The shop is open every Sunday from half past ten until one o'clock.

Dkkan her Pazar 10.30’dan 01.00’a kadar açıkdır

The Second World War lasted  from 1939 to 1945.

2. Dünya Savaşı 1939’dan 1945’e kadar sürdü.

 

  • between... and ‘’arasında’’

between 1975 and 1980

between 9 and 6

between Monday and Friday

1975 ve 1980 yılları arasında

9 ve 6 arasında

Pazartesi ve Cuma arasında

 

There are no buses between midnight and 7 o'clock in the morning

Geceyarısı ve sabah 6 arasında otobüs yoktur.

Most people take their holidays sometime between May and September

Çoğu kişi Mayıs ayı ile Eylül ayı arasında tatile gider.

 

  • toward(s) (... e doğru)

towards the end of the month

towards 7 o'clock

Towards midnight

Ay sonuna doğru

Saat 7’ye doğru

Gece yarısına doğru.

 

Towards the end of the day, she started to feel very tired.

Ay sonuna doğru çok yorgun hissetmeye başladı.

The snowstorm started towards 9 o'clock.

Kar fırtınası saat 9’a doğru başladı.

 

  • throughout (.... boyunca)

throughout the year

throughout the day

throughout the week

Yıl boyunca

Gün boyunca

Hafta boyunca

 

If you had studied more throughout the term, you wouldn't be so worried about the exams now.

Eğer dönem boyunca daha fazla çalışmış olsaydın, Şimdi sınavlar hakkında çok endişeli olmazdın.

I drink several cups of coffee throughout the day.

Gün boyunca bir kaç bardak kahve içerim.

  • After ‘dan sonra

after 1990

after 2 o'clock

after the weekend

1990’dan sonra

Saat 2’den sonra

Haftasonundan sonra.

 

If you arrive after ten o'clock, call me

Eğer saat 10’dan sonra varırsan beni ara

After today, our work should get easier.

Bugünden sonra işimiz daha kolay olmalı.

 

  • Before ‘dan önce

before 1996

before 2 o'clock

before Friday

1996’dan önce

Saat 2’den önce

Cuma’dan önce

 

Please bring the books back before the weekend.

Lütfen kitapları haftasonundan önce getir.

If you arrive before ten o'clock, you'll be able to get

Eğer 10’dan önce varırsanız alabileceksiniz.

 

  • Since ‘den beri

 

since Monday

since 1980

since 5 o'clock

Pazartesi’den beri

1980’den beri

Saat 5’den beri

 

I haven't eaten anything since 8 o'clock this morning

Sabahtan beri hiç birşey yemedim.

He's worked there since 1991.

Orada 1991’den beri çalıştı.

 

  • till/until (not before ...) ‘dek – ‘ kadar

tilll/until Friday

till/until 6 o'clock

till/until 1992

Cuma’ya kadar / dek

Saat 6’ya kadar/dek

1992’ye kadar/dek

 

  • by (.... at the latest) (en geç , kadar)

 

By Tuesday

by 5 o'clock

by the year 2015

Salı'ya kadar

5'e kadar

2015’e kadar

 

-       Until ve by, Türkçe'ye ".... e kadar" biçiminde çevrildiği halde farklı anlamlar ifade ederler.

 

  • Until, eylemin sözü edilen zamana kadar devam ettiğini ve o noktada bittiğini ifade eder.
  • By ise eylemin en geç sözü edilen zamanda gerçekleşeceğini ya da sözü edilen zamana kadar gerçekleşmiş olduğunu ifade eder. Yani eylem, belirtilen zamandan daha önce bitmiş olabilir.

Last night, I studied until midnight

Dün gece gece yarısına kadar ders çalıştım

I had finished all my work by midnight

Gece yarısında bütün işimi bitirmiştim.

 

-       "On time", "punctual' anlamındadır ve kararlastırılmıs bir saatten soz ederken "vaktinde, dakik' anlamını verir

She never comes to class late. She is always on time.

Sınıfa hiç geç kalmaz herzaman dakiktir.

The meeting will start at 2 p.m. and I have to be there on time.

Toplantı 2’de başlayacak ve vaktinde orda olmalıyım.

-       "In time" da Turkce'ye "vaktinde" biciminde cevrilir. Ancak kararlastırılmıs bir saat soz konusu değildir. "Bir isi yapmak icin uygun bir vakitte" anlamındadır. "In time for something/in time to do something' biciminde de kullanılabilir

I got home in time for my favourite programme

En sevdiğim program için vaktinde evde olurum.

I got home in time to have dinner with my parents.

Ailemle akşam yemeği için zamanında evde olurum.

They are having the house painted for the wedding. I hope the painters finish their job In time.

Onlar evlerini düğün için boyatıyorlar. Umarım boyacılar işlerini zamanında bitirir.

-       "Just In time" "tam zamanında" anlamını verir.

 

Someone had spilt coke on the chair, but Sue didn't notice it and was going to sit on the chair. Fortunately, I warned her Just in time to prevent her from sitting there.

Biri sandalyeye kola dökmüştü ama Sue bunu farketmedi ve sandalyeye oturacaktı.neyse ki onu oraya oturmaktan tam zamanında uyardım.