QUANTIFIERS - İngilizce Miktar Belirleyicilerin Kullaınımı

One, many, much, some, etc. gibi sözcükler nicelik ifade eder. Nicelik bildiren sözcüklerin bazıları sadece sayılabilir isimlerle, bazıları sayılamaz isimlerle, bazıları ise her ikisiyle de kullanılabilir.

 

ANY, MANY, MUCH, SOME, A LOT OF/LOTS OF, NO

 

Any, some, a lot of/lots of, hem sayılabilir çoğul isimlerle hem de sayılamaz isimlerle kullanılır. Many sadece çoğul isimlerle, much ise sadece sayılamaz isimlerle kullanılır Any daha çok soruda ve olumsuz cümlede kullanılır. Sayılabilir isimlerle kullanıldığında çoğul isim ve çoğul fiil, sayılamaz isimlerle kullanıldığında tekil fiil gerektirir.

 

Are there any wild animals in this forest?

No, there aren't any. (There aren't any wild animals in this forest.)

-Bu ormanda vahşi hayvanlar var mı?

 -Hayır yok. Bu ormanda vahşi hayvan yoktur.

Is there any milk at home?

No, there isn't any. (There isn't any milk at home.)

Evde hiç süt var mı?

Hayır yok, Evde hiç süt yok.

 

Olumsuz cümlede not any yerine no kullanabiliriz. Ancak no sayılabilir tekil isimlerle de kullanılır. No kullanıldığında fiilin olumlu olduğuna dikkat ediniz.

 

There are no wild animals in this forest.

Bu ormanda vahşi hayvan yok.

There is no milk at home.

Evde süt yok.

There was no bus at that hour, so we took a taxi.

Bu saatte hiç otobüs yok,bu yüzden taksiye bindik.

Any olumlu cümlede kullanıldığında, herhangi bir, istediğin ... anlamını verir. Bu kullanımda any'den sonra sayılabilir tekil isim de gelebilir.

 

Which dress should I wear to the party?

You can wear any dress you like.

Parti için hangi elbiseyi giymeliyim?

İstediğin elbiseyi giyebilirsin.

Which bus should I take to Kadıköy from here? 

You can take any bus. All the buses from here go to Kadıköy.

Buradan Kadıköy için hangi arabaya binmeliyim.

İstediğin otobüse binebilirsin. Buradan geçen bütün otobüsler Kadıköy'e gider.

- When shall I come to see you?

- It doesn't matter. Any day suits me.

You can come any day you like.

Seni görmeye ne zaman gelebilirim?

Her gün/herhangi bir gün bana uyar.

İstediğin bir gün gelebilirsin.

Some, sayılabilir çoğul ve sayılamaz isimlerle olumlu cümlede kullanılır. Sayılabilir isimlerle kullanıldığında birkaç, sayılamaz isimlerle kullanıldığında biraz anlamını verir.


There are some people waiting at the bus-stop.

Otobüs durağında bekleyen birkaç insan var.

There is some milk in the fridge.

Buzdolabında biraz süt var.

 

Some, sayılabilir çoğul isimlerle bazı anlamında da kullanılır.

 

Some people are not so optimistic as others.

Bazıları diğerleri kadar iyimser değildir.

Some cars are convertibles.

Bazı arabalar üstü açılabilir.

 

Some, ikramda bulunurken ya da bir şey isterken soruda kullanılabilir.

 

Would you like some cake?

Biraz kek alır mısın?

Can you lend me some money?

Bana biraz borç para verebilir misin?

May I take some days off?

Birkaç gün izin alabilir miyim?

Can you send me some postcards from there for my collection?

Koleksiyonum için oradan bazı kartpostalları gönderir misin?

 

A lot of/lots of, sayılabilir çoğul ve sayılamaz isimlerle genellikle olumlu cümlede çok anlamında kullanılır. Olumsuz cümlede ya da soruda çok demek için sayılabilir isimlerle many, sayılamaz isimlerle much kullanılır.Many' nin olumlu cümlede de kullanımı mümkündür. Ancak much' m bu şekilde olumlu cümlede kullanımı çok enderdir.

 

312" />

Were there many people in the queue?

Yes, there were a lot of/lots of/many people in the queue.

No, there weren't many people in the queue.

Sırada çok insan var mıydı?

Sırada çok insan var mıydı?Evet,sırada çok insan vardı.

Hayır, sırada çok insan yoktu.

Was there much traffic on the way to work yesterday?

Yes, there was a lot of/lots of traffic on the way to work yesterday.

No, there wasn't much traffic on the way to work.

Dün yolda fazla trafik var mıydı?

Evet, Dün yolda ço ktrafik vardı.

Hayır , Dün yolda fazla trafik yoktu.

 

Many + a singular noun (many a person, many a scientist, many a folk song, etc.) kalıbı Türkçe'ye "birçok/pek çok insan, birçok/pek çok bilim adamı, birçok/pek çok halk türküsü" biçiminde çevrilir. Çoğul bir anlam fade etmesine karşın, tekil bir fiille kullanılır.

 

Many a horror movie is based on a vampire or ghost legend.

Birçok korku filmi, bir vampir ya da hayalet efsanesine dayanır.

Unfortunately, many a. child grows up devoid of affection.

Ne yazık ki, birçok çocuk sevgiden yoksun büyümektedir.

 

 Too many ve too much aşırılık bildirir ve olumlu cümlede kullanılır.

 

There is too much noise in big cities.

Büyük şehirlerde çok fazla gürültü var.

There were too many people at the party.

Partide çok fazla insan vardı.

 

How many ve how much miktar sorarken kullanılır.

 

How many people were there at the party? - There were a lot.

Partide kaç kişi vardı.

Bir sürü kişi vardı.

How much money do we have?

We don't have much.

Ne kadar paramız var.

Çok fazla paramız yok.

 

Some, any, many ve much sözcüklerini "of lu bir tamlamada kullanırken, ismin önünde my, your, the, these, those, etc. gibi bir sözcük kullanmamız gerekir. Bunun nedeni belli bir grubun içinden bazıları, çoğu, vb.ifadelerini vermek içindir.

 

Some students don't attend classes regularly, (general)

Some of the students in this class don't attend classes regularly, (specific)

Bazı öğrenciler düzenli olarak derslere katılmazlar.

Bu sınıftaki bazı öğrenciler düzenli olarak derslere katılmazlar.

Many children suffer from loneliness in big cities, (general]

Many of the children in our street are older than my son. (specific)

Büyük şehirlerdeki birçok çocuk yanlızlık çekiyor.

Sokağımızdaki çocukların çoğu oğlumuzdan büyük.

I don't think any elderly people can bear these conditions, (general)

I don't think any of these elderly people can bear these conditions, (specific)

Hiçbir yaşlı insanın bu şartların üstesinden geleceğini düşünmüyorum.

Bu yaşlılardan hiç birinin bu şartların üstesinden geleceğini düşünmüyorum.

Many people can't spend much money on clothing, (general]

Much of this money will be spent on food, (specific)

Birçok insan kıyafetler için çok para harcıyor.

Bu paranın çoğu yiyecek için harcanacak.

 

A lot/lots'dan sonra bir isim geliyorsa, arada mutlaka of kullanılır. Bu isim general ya da specific olabilir.

 

A lot/lots of people have become unemployed because of the recession, (general)

Birçok insan durgunluk nedeniyle işsiz kaldı.

A lot/lots of the people at the demonstration were those who had lost their jobs during the recent economic crisis, (specific)

Gösterilerdeki bir çok insan son ekonomik kriz sırasında işlerini kaybedenlerdi.

"Of' lu tamlamada çoğul isimlerin yerine zamir (pronoun) olarak us, you, them, these ve those; sayılamaz isimler için ise it, that ve this kullanabiliriz.

 

Some of us don't want to go there.

Bazılarımız oraya gitmek istemiyor.

Many of them were involved in the case.

Onların çoğu davaya karıştı.

Are any of you coming with us?

Sizlerden biri bizimle geliyor mu?

Some of these are yours.

Bunların bazıları sizinkiler.

- What did you spend the money on?

Parayı ne için harcadın ?

- Much of it was spent on advertisement.

Çoğu para reklam için harcanmıştı.

 

FEW/A FEW, LITTLE/A LITTLE

 

Few/a few sayılabilir çoğul isimlerle kullanılır ve birkaç, az anlamım verir. Little/a little ise sayılamaz isimlerle biraz, az anlamında kullanılır.

A few olumlu bir anlam taşır. Sözünü ettiğimiz nesnenin sayıca az ama yeterli olduğunu ifade eder. Few ise olumsuz bir anlam taşır. Sözünü ettiğimiz nesnenin sayıca çok az olduğunu, yeterli olmadığını ifade eder. Only a few ve very few, few ile aynı anlamdadır

 

I have a few close friends in Istanbul, and we have a very good time together. (birkaç tane ama yeterli)

İstanbulda çok az yakın arkadaşım var. Beraber iyi vakit geçiriyoruz.

l have .few friends in Istanbul, so I feel lonely from time to time. (very few/only a few friends - çok az arkadaş, yeterli değil)

İstanbulda çok az yakın arkadaşım var. Bu yüzden zaman zaman yalnız hissediyorum.

 

 A few ile few arasındaki fark a little ve little için de geçerlidir.

 

We have a little milk. Let's make a pudding, (biraz süt, amacımız için yeterli)

Biraz sütümüz var. Puding yapalım.

We have little milk. We can't make a pudding. (very little/only a little milk - çok az süt, amacımız için yeterli değil)

Çok az sütümüz var. Puding yapamayız.

Bu sözcükleri, ismin önünde the, my, his, this, these, etc. gibi bir sözcük kullanarak "of lu bir tamlamada kullanabiliriz.

 

Few people are aware of the dangers of pollution, (general)

Few of the people living in big cities try to do anything about pollution, (specific)

Çevre kirliliğinin farkında olan çok az insan var.

 Büyük şehirlerde yaşayan insanların pek azı kirlilik konusunda herhangi bir şey yapmaya çalışıyor,

Only a little of the vocabulary in this text is above your level, (specific)

You will have to learn only a little vocabulary for this test, (general)

Bu metindeki sözcük dağarcığının sadece bir kısmı seviyenizin üstündedir,

Bu test için yalnızca çok az kelime öğrenmeniz gerekecek,

Few/a few of ile us, them, you, these, those; little/a little of ile it, that, this kullanabiliriz.

Few of us can be frank in certain situations.

Çok azımız bazı durumlarda samimiyetsiz olabilir.

Very few of them were able to pass the exam.

Onların çok azı sınavı geçmeyi başardı.

I can give you only a little of this,

Sana sadece bunun çok azını verebilirim.

 

Too/so little ve too/so few, sahip olunan nesnenin çok az olduğunu ifade eder

 

After the war, people had too little money/so little money,

Savaştan sonra insanların çok az parası vardı.

You can't prepare your term paper.

Dönem ödevinizi hazırlayamazsınız.

There are too few materials/so few materials,

Çok az materyal var.

 

MOST, SEVERAL, PLENTY OF, ENOUGH

 

Most, plenty of ve enough, hem sayılabilir çoğul hem de sayılamaz isimlerle kullanılır.

Most, pek çok, çoğu anlamındadır. "Of lu tamlamada kullanıldığı zaman ismin önünde the, my, his, these, that, this, it, etc. gibi bir sözcük kullanmak gerekir.

 

Most people are dissatisfied with the life they are leading, (general)

Most of the people in Istanbul are those who migrated from Anatolia, [specific]

Çoğu insan, sürdürdüğü hayattan memnun değildir.

İstanbul'da insanların çoğu, Anadolu'dan göç edenlerdir.

Most of the information in that book is inaccurate.

Most of the food we bought last week has gone bad.

Kitaptaki bilgilerin çoğu hatalıdır.

Geçen hafta aldığımız yiyeceklerin çoğu çürüdü.

 

Much ve many'nin superlative biçimi most ile (en çok) miktar sıfatı most arasındaki kullanım farkına dikkat ediniz. Superlative most başına daima the alır ve isim ile most arasında of kullanılmaz

 

Out of all the students in the class, Sally has the most books,

Sınıftaki tüm öğrencileriden Sally'nin en çok kitabı var.

Of the three brothers, George has the most money,

Üç kardeşten George'nin en çok parası var.

 

Plenty'den sonra isim geliyorsa arada of kullanılır. Plenty of yeterinden fazla, bol bol anlamını verir.

 

Let's drink some coffee before the film starts. We have plenty of time.

Film başlamadan önce biraz kahve içelim.

Bolca vaktimiz var.

There were plenty of vegetables at home, so I didn't buy any when I went shopping.

Evde bolca sebze vardı, bu yüzden alışverişe gittiğimde almadım.

Enough'dan sonra normalde of kullanılmaz. Ancak specific bir isim kullanılmışsa enough ile ismin arasına of gelir

We have enough money to eat out today.

Bugün dışarda yiyecek kadar paramız var.

Take just enough of this milk as necessary, because I'll need the rest for the cake.

Bu sütten yeterli miktarda alın , çünkü geri kalanını kek için istiyorum.

Several, birkaç, bazı anlamını verir ve sadece sayılabilir çoğul isimlerle kullanılır. Eğer specific bir isim kullanılırsa, several'dan sonra of gelir.

There were several houses in the valley.

Vadide birkaç ev vardı.

He failed for several reasons.

Bazı nedenlerden dolayı/birkaç nedenden dolayı başaramadı.

He borrowed several of my books.

Benim kitaplarımdan birkaçını/bazılarını ödünç aldı.

Several of the houses in the slum area were pulled down the other day.

Gecekondu bölgedeki birkaç ev geçen gün yıkıldı.

 

ALL, WHOLE, NONE, HALF

 

All, sayılabilir tekil ve çoğul ve sayılamaz isimlerle kullanılır. Sayılabilir çoğul isimler genel anlamda kullanıldığı zaman direk ali 'dan sonra gelebilir.

 

Al1 people are equal by law.

Herkes kanun önünde eşittir.

All nations want to be independent.

Bütün uluslar bağımsız olmak istiyor.

All students are afraid of exams.

Bütün öğrenciler sınavlardan korkuyorlar.

 

Specific bir isimle kullanıldığında all'dan sonra of kullanabiliriz. Ancak of kullanmadan da specific bir isim kullanmak mümkündür. Özellikle sayılabilir tekil isimlerle kullanıldığında of genellikle kaldırılır.

 

all of my students =

all my students

all of this money =

all this money

all of the information I was given =

all the information I was given

all of the people in the world = a

all the people in the world

all of the houses in our neighbourhood =

all the houses in our neighbourhood

all of these =

all these

all of this =

all this

all my life, all the book, all the house

all life, all book, all house

 

All, us, you. them ve it ile kullanıldığında of kaldırılamaz.

 

All of us want to live in comfort.

Hepimiz rahat yaşamak istiyoruz.

All of them were in favour of eating dinner out.

Onların hepsi akşam yemeğini dışarıda yemeği tercih ediyor.

All of it was spent thoughtlessly.

Tüm bunlar düşüncesizce harcanmıştır.

 

Ancak, personal pronoun + all yapısıyla of kullanılmaz.

 

All of us = we all (subject), us all (object)

Hepimiz

all of you = you all

Hepiniz

all of them = they all (subject), them all (object)

Hepsi

Bu yapıda all cümlenin öznesiyle kullanıldığında, yardımcı fiil yoksa, özne ile yüklem arasında, yardımcı fiil varsa, yardımcı fiille yüklem arasında kullanılır.

 

All of them objected to our proposal.

They all objected to our proposal.

Hepsi teklifimize itiraz etti.

Hepsi teklifimize karşı çıktılar/itiraz ettiler.

All of them were bought by a German.

They were all bought by a German.

Hepsi bir Alman tarafından satın alındı.

Hepsi bir Alman tarafından satın alındı.

She ate all of it = She ate it all.

Hepsini yedi.

I wanted to see all of them. = I wanted to see them all.

Hepsini görmek istiyorum.

She invited all of us. = She invited us all.

Hepimizi davet etti.

 

Yardımcı fiille biten kısa cevaplarda all, özne ile yardımcı fiil arasında yer alır.

 

We are all willing to help you.

Hepimiz sana yardım etmeye hazırız.

- Who is willing to help me?

Kim bana yardım edecek?

-We all are.

Hepimiz.

Whole daha çok sayılabilir tekil isimlerle kullanılır ve tüm/bütün anlamındadır. The, my, his, this gibi sözcükler all'dan sonra, whole'dan ise önce gelir.

the whole house = all the house

bütün ev

the whole book = all the book

kitabın tamamı

my whole life = all my life

tüm hayatım

this whole chapter = all this chapter

tüm bu bölüm

 

He spent his whole life/all his life in the village.

Bütün yaşamını köyde geçirdi.

I read the whole book/all the book in just two days.

Bütün kitabı 2 günde okudum.

 

"A whole ..." yapısını "bütün bir ..." anlamında kullanabiliriz.

He ate a whole chicken on his own. (a complete chicken =

Bütün bir pilici tek başına yedi.

All ve whole'un zaman sözcükleriyle kullanımı da farklıdır. Ali zaman sözcükleriyle kullanıldığında the almaz: all day, all year, all night, etc.


Whole ise önüne the alır: the whole day, the whole year, the whole night, etc.

 

Yesterday, I spent the whole day/all day working at home.

Dün, bütün günümü / bütün günü evde çalışarak geçirdim.

She'll spend the whole year/all year preparing for the university exam.

Bütün yılı / yılı üniversite sınavına hazırlanmak için harcayacak geçirdi.

 

All, bazı cümlelerde everything ve the only thing anlamını verir.

 

All (that) I want is a little peace and quiet.

The only thing (that) I want is a little peace and quiet.

Bütün istediğim biraz huzur ve sakinlik.

İstediğim tek şey biraz huzur ve sessizliktir.

All I've eaten today is a piece of bread.

The only thing I've eaten today is a piece of bread.

Bugün bütün gün tek yediğim şey ekmek.

Bugün bütün yediğim tek şey ekmek.

All you say is true. Everything you say is true.

Söylediklerinin hepsi doğru.

 

None, hiçbiri, hiç demektir; sayılabilir çoğul isimlerle ve sayılamaz isimlerle kullanılır. None kısa cevaplarda tek başına kullanılır. Ancak kendinden sonra isim kullanılacaksa, specific bir isim of ile gelir.

 

How much money do you have? None. (No money.)

Ne kadar paran var,

Hiç yok.

How many applicants are there? None. (No applicants.)

Kaç başvuru var?

Hiç yok.

None of these books are (is) suitable for a child.

Bu kitaplardan hiçbiri bir çocuğa uygun değildir.

None of the students were (was) keen on having an exam that day.

Hiçbir öğrenci o gün sınav olmaya hevesli değildi.

None of this money belongs to you.

Bu paranın hiçbiri sana ait değil.

 

None of us/you/them/those/these/lt/thls/that kullanımı mümkündür.

 

There were a lot of applicants, but none of them were suitable for the job.

Bir sürü başvuran vardı, ancak bunların hiçbiri iş için uygun değildi.

None of these can be eaten.

Bunların hiç biri yenilebilir.

None of it belongs to you.

Bunların hiç biri sana ait değil.

 

None of kendisi olumsuz olduğu için cümlenin yüklemi olumlu olur ancak cümle olumsuz bir anlam taşır. Sayılabilir çoğul isimlerle kullanıldığında fiil tekil ya da çoğul olabilir. Sayılamaz isimlerle kullanıldığında fiil daima tekildir.

 

None of these books are/is mine.

Bu kitapların hiçbiri benim değil.

None of his relatives were/was helpful enough.

Hiçbir akrabası yeterince yardımcı olmadı.

None of this information is accurate.

Bu bilgilerin hiçbiri doğru değildir.

None of the fruit was washed.

Meyvelerin hiç biri yıkanmadı.

 

Half, yarısı anlamındadır ve sayılabilir tekil ve çoğul ve sayılamaz isimlerle kullanılır. Half dan sonra specific bir isim kullanılır. Half ile isim arasında of kullanabiliriz. Ama genellikle of kaldırılır. Us, them, you, it, gibi zamirlerle of kaldırılmaz.

 

half of the students = half the students = half of them

half of the money = half the money = half of it

half of the book = half the book = half of it

 

Half sayılabilir tekil ve sayılamaz isimlerle kullanıldığında tekil fiil; çoğul isimlerle kullanıldığında çoğul fiil alır.

 

Half (of) this money is yours.

Bu paranın yarısı sizindir.

Half (of) the work has been completed.

İşin yarısı tamamlanmıştır.

Half (of) the film was censored.

Filmin yarısı kesilmiş.

Half (of) the students were against taking the exam that day.

Öğrencilerin yarısı, o gün sınava girmekten alıkonuldu.

Half (of) these books are my friend's.

Bu kitapların yarısı arkadaşımın yarısıdır.

Not all the books here are mine. Half of them belong to my friend.

Buradaki tüm kitaplar benim değil.Yarısı arkadaşıma ait.

Half (of) the money was spent on clothing, and half of it was spent on food.

Paranın yarısı kıyafet için yarısı da yiyecek için harcandı.

 

BOTH, EITHER, NEITHER

 

Both, either ve neither daima iki şeyden söz ederken kullanılır. Both, her ikisi; either, ikisinden ya biri ya diğeri; neither ise ikiden hiçbiri anlamını verir. Üçü de yalnızca sayılabilir isimlerle kullanılır.

Both, çoğul bir isim ve çoğul bir fiille kullanılır. Both tek başına kullanılabilir,kendinden hemen sonra isim de alabilir.

 

There were two girls in the classroom.Both were reading something. = Both girls were reading something.

Sınıfta iki kız vardı.İkisi de bir şey okuyordu=İki kız da bir şey okuyordu.

 

Both ile isim arasında the, my, these, etc. gibi bir sözcük varsa of kullanabiliriz.

 

Both of my parents/Both my parents are in Germany.

Ailemin her ikisi(anne ve babam) Almanya'da

I have met both of your brothers/both your brothers.

İki erkek kardeşinle de görüştüm.

 

Both of us/you/them yapısıyla of mutlaka kullanılır. Bu anlamı personal pronoun + both biçiminde de verebiliriz.

 

both of us = we both (subject) - us both (object)

ikimiz-ikimizde

both of you = you both

ikiniz - ikinizde

both of them = they both (subject) - them both (object)

ikisi- ikiside

 

Cümlenin öznesi ile bu şekilde kullanıldığında both'un cümle içindeki yeri, eğer yardımcı fiil yoksa özne ile yüklem arasında; yardımcı fiil varsa yardımcı fiille yüklem arasındadır.

 

Both of us want to help you = We both want to help you.

İkimiz de size yardım etmek istiyoruz

Both of them were injured = They were both injured.

Her ikisi de yaralanmıştı.

Both of you can help him = You can both help him.

İkiniz de ona yardım edebilirsiniz.

 

Which of these pullovers would you like to buy?

I'll buy both of them/I'll buy them both.

Bu kazaklardan hangisini satın almak istersiniz?

Her ikisini de satın alacağım.

She invited both of us/She invited us both.

İkimizi de davet etti.

 

Yardımcı fiille biten kısa cevaplarda both, özne ile yardımcı fiil arasında yer alır.

 

Which of you can speak English?

Hanginiz İngilizce konuşabiliyorsunuz?

We can both speak English. OR We both can.

İkimiz de İngilizce konuşabiliyoruz.

 

Either ve neither tek başına kullanılabilir ya da kendilerinden sonra sayılabilir tekil isim alabilirler. Bu durumda fiil daima tekildir.

 

Which of these apples would you like?

I can take either/either apple. (It doesn't matter this or that apple.)

Bu elmalardan hangisini almak istersin?

İkisinden birini alabilirim. Şu yada bu elma önemli değil.

Which of those two girls is your friend?

Neither/Neither girl is my friend.

Bu iki kızdan hangisi arkadaşın?

Her ikisi de arkadaşım değil.

 

Either of ve neither of dan sonra specific çoğul bir isim gelir. Bu durumda fiil tekil ya da çoğul olabilir. Either of ve neither of dan sonra us, you, them, these, those gibi pronoun'lar kullanabiliriz.

 

Either of those dresses Is (are) suitable for the party.

Neither of my parents approves (approve) of my smoking.

Bu elbiselerden ikisi de partiye uygundur.

Ailemin her ikisi ( anne baba) sigara içmami onaylamıyor.

Neither of them knew the way to our house.

We both know English. Either of us can translate the letter for you.

İkisi de evimizin yolunu bilmiyorlardı.

İkimizde İngilizce biliyoruz.Her ikimiz de mektupları sizin için tercüme edebilirler.

I think neither of them is (are) married. "

Sanırım ikisi de evli değiller.

 

Either, olumsuz bir cümlenin öznesi durumunda kullanılamaz. Ancak olumlu bir cümlenin ya da soru cümlesinin öznesi olarak kullanılabilir.

 

Either of these solutions will work.

Bu çözümlerin her ikisi de işe yarayacak.

Can either of you speak English?

Ikiniz de ingilizce konuşabiliyor musunuz?

 

Elther, olumsuz bir cümlenin nesnesi durumunda kullanılabilir. Bu durumda olumsuz bir will either ile olumlu bir fill + neither aynı anlamı verir.

 

I will invite neither of them. = I won't invite either of them.

Hiç birini davet etmeyeceğim.

I have read neither of those books. = I haven't read either of those books.

Bu kitaplardan hiç birini okumadım.

 

Both ve neither ile all ve none arasındaki aynma dikkat ediniz. Both ve neither daima iki şeyden söz ederken kullanılır. All ve none ise, sayılabilir isimlerle kullanıldığında, en az üç ya da daha fazla öğeden oluşan bir gruptan söz eder.

 

They have two daughters. Both of them are attending university.

Neither of them is (are) a graduate yet.

Onların iki kızı var. İkisi de üniversiteye devam ediyor.

İkisi de mezun değil henüz.

They have three daughters. All of them are single.

None of them is (are) married yet.

Onların üç kızı var. Hepsi bekar.

Hiç biri evlenmedi henüz.

 

QUANTIFIERS USED WITH SINGULAR NOUNS: ONE, EACH, EVER - TEKİL İSİMLERLE KULLANILAN MİKTAR BELİRLEYİCİLER

 One, each ve every sayılabilir tekil isimlerle kullanılan sözcüklerdir.

 

One/only one, sözünü ettiğimiz ismi sayı açısından vurgulamak istediğimiz zaman kullanılır. Şu iki örneği inceleyelim:

 

There is a man at the corner. I think he is waiting for someone (herhangi bir adam, birisi)

Köşede bir adam var, Sanırım birisini bekliyor.

You said two men would be waiting for me, but there is one man (only one man) at the corner, (bir tane adam, bir kişi)

İki adamın beni beklediğini söyledin ama köşede sadece bir tane adam var..

Give me an apple, (herhangi bir elma)

Give me one apple, (bir tane elma, iki ya da daha fazla değil\

Bana bir elma ver.

Bana bir tane elma ver.

 

One zamir olarak kişi, insan anlamında da kullanılır.

 

Naturally, one faces difficulties when adapting to a foreign culture.

Doğal olarak insan yabancı bir kültüre uyum sağlamada zorluklarla karşılaşır.

 

Each, hem sıfat hem de zamir olarak kullanılır. Every ise sadece sıfattır ve kendinden sonra mutlaka bir isim gelmelidir. Each iki ya da daha fazla öğeden oluşan gruplar, every ise üç ya da daha fazla öğeden oluşan gruplar için kullanılır.

 

Each student has to prepare a term paper.

Every student has to prepare a term paper.

Her bir öğrenci dönem ödevi hazırlamak zorundadır.

Her öğrenci dönem ödevi hazırlamak zorundadır.

We talked about the picnic with the students. Each will bring something to eat.

Öğrencilerle piknik hakkında konuştuk. Her biri yiyecek bir şey getirecek.

 

Each, her biri anlamını verir ve sözünü ettiğimiz gruptaki her bir öğeyi tek tek düşündüğümüzü ifade eder. Every de buna yakın bir anlam ifade eder ancak every, öğeleri tek tek değil, bir bütün olarak düşündüğümüzü vurgular. Bu açıdan every, all (hepsi) anlamına daha yakındır.

 

Each student was given a part in the school play. (Her bir öğrenci, tek tek)

Her öğrenciye okul oyununda yer verilmiştir.

Every student took part in the school play. (Her öğrenci, hepsi)

Her öğrenci okul oyununda yer almıştır.

 

"Hepsi, tümü" anlamım verdiği için every, "almost, nearly, practically" gibi sözcüklerle kullanılabilir. Each bu biçimde kullanılmaz.

 

With his brilliant scores in the exams, he caught the attention of almost every teacher at the school, (...almost all the teachers at the school)

Sınavlardaki yüksek puanlarıyla, okuldaki hemen hemen her öğretmenin ilgisini çekti;

 

One/only one, each ve every specific bir isimle "of lu tamlamada kullanılabilir. Bir grubun içinden biri, her biri ifade edildiği için bu isim mutlaka sayılabilir çoğul bir isimdir. Ancak fiil yine tekildir.

 

One of the students was late today.

Only one of my students got a low grade in the exam.

Öğrencilerden bir tanesi bugün geç kalmıştı.

Sınavda sadece bir öğrencim düşük bir not aldı.

Everyone, herkes anlamına gelen belgisiz zamirdir. Every one of ise bir grubun içindeki öğelerin her biri anlamında kullanılır.Bitişik yazılan everyone ile every one of + plural noun arasındaki ayrıma dikkat ediniz.

 

Everyone wants to live in comfort.

Herkes rahat yaşamak ister.

Every one of the students has to take this exam.

Öğrencilerin her biri bu sınavı almak zorundadır.

Each one of the children is going to be given a prize. (Each of the children is)

Çocuklardan her birine bir ödül verilecek.

 

One/only one, each (one) ve every one sözcüklerini of + us, them, you, these, those biçiminde kullanabiliriz.

There are many contestants. One of them is going to be the winner.

Birçok yarışmacı var. Onlardan biri kazanacak.

 

 Each of us/you/them yerine we/you/they each kullanabiliriz. Bu durumda fiil çoğul olur. Yardımcı fiil yoksa each, özne ile yüklem arasında; yardımcı fiil varsa, yardımcı fiil ile yüklem arasında yer alır.  

Each (one) of you is responsible for the situation.

Durumdan her biriniz sorumlusunuz.

Every one of us must help him.

Her birimiz ona yardım etmeliyiz..

Each of them has received a prize.

They have each received a prize

Her biri bir ödül aldı.

Her biri bir ödül aldı

Each of us has a duty. = We each have a duty.

Each of you has a duty. = You each have a duty.

Each of them has a duty. = They each have a duty

Her birimizin görevi var. 

Her birinizin bir görevi var. 

Her birinin bir görevi vardır. 

 Every zaman sözcükleriyle de kullanılır: every day, every year, every summer, etc. Zaman sözcükleriyle each de kullanılır, ancak each sadece "günden güne (her gün) yıldan yıla(her yıl)" gibi, değişen ya da tekrarlanan durumları ifade ederken kullanılır.  Her iki saatte bir, dört yılda bir gibi ifadeler için sadece every kullanılır: every two hours, every four years, etc.   

Most people buy a newspaper every day.

Çoğu kişi her gün bir gazete satın alır.

We try to go to the cinema every week.

Her hafta sinemaya gitmeye çalışırız.

A great number of people are added to Istanbul's already big population every day/each day.

Her gün / her gün İstanbul'un zaten yüksek olan nüfusuna çok sayıda insan katılıyor.

Elections are held every four years in Turkey,

Her yaz / her yaz aynı sahil beldesine gidiyoruz.

Elections are held every four years in Turkey,

Seçimler Türkiye'de her dört yılda bir yapılır,

These tablets should be taken every six hours,

Bu tabletler her altı saatte bir alınmalıdır,

OTHER EXPRESSIONS OF QUANTITY - DİĞER MİKTAR BELİRLEYİCİLER

With countable plural nouns  -Sayılabilir çoğul isimlerle

A number of (a group ofi, bir grup ... anlamındadır. Great, large, small gibi sözcüklerle bu grubun büyüklüğünü ifade edebiliriz. 

a number of quite a few

a number of

a great/large/small number of

quite a few

a number of

numbers (two, three, etc.)

A number of students are waiting to see you.

A large/great number of peoplelive in poverty.

A number of students are waiting to see you.

Az sayıda insan Türkiye'de lüks hayat sürüyor.

A large/great number of peoplelive in poverty.

Çok sayıda insan yoksulluk içinde yaşıyor.

A great many/a good many, bir hayli, oldukça çok anlamındadır. 

A great/good many peopleare in danger of being infected by the bacteria in the polluted water.

A great/good many people are in danger of being infected by the bacteria in the polluted water.

They have spent a great/good many years abroad, and now they have difficulty adapting to the customs here.

Yurtdışında harika uzun yıllar geçirdiler ve şimdi burada geleneklere uyum sağlamada zorluk çekiyorlar.

Quite a few,"oldukça çok sayıda, epeyce sayıda" anlamını verir. Belirtilen sayı çok fazla olmayabilir, ancak konuşmacının ifade etmek istediği "normalin, beklenilenin üzerinde bir sayı" dır.  

We encountered quite a few Turkish people during our tour in Italy.

İtalya'daki turumuzda epeyce Türk insanıyla karşılaştık.

Quite a few students have shown interest in taking part in organizing the event.

Oldukça az sayıda öğrenci, etkinliğin organizasyonuna katılmaya ilgi gösterdi.

Quite a few of my old university friends have moved to different countries since graduating.

Eski arkadaşlarımdan epecye bir kısmı mezun olduktan sonra farklı ülkelere taşındılar.

Quite a few ve a great/good many, bazen of + plural noun ile kullanılabilir.  İki ve ikiden büyük rakamların hepsini sayılabilir çoğul isimlerle kullanabiliriz. Eğer specific bir isim kullanıyorsak, rakamdan sonra of gelir.  

Three students were late for the class this morning.

Bu sabah üç öğrenci derse geç kaldı.

Three of my students were late for the class this morning.

Öğrencilerimden üç tanesi derse bu sabah geç kaldı.

With uncountable nouns  - Sayılamayan isimlerle kullanımı

a large

a great

a small amount of

A large

a small quantity of a good

A great deal of

A large (great) amount of/a large quantity of, çok miktarda; a small amount of/a small quantity of, az miktarda anlamında kullanılır.A good/great deal of ise bir hayli, oldukça çok anlamını ifade eder.  

A great amount of money is being spent on arms.

Silahlar için büyük miktarda para harcanıyor.

Try to put a small amount of money aside every month for the future.

Gelecek için her ay bir miktar para ayırmayı deneyin.

To start a new business in these economic situations takes a great/good deal of courage.

Bu ekonomik koşullarda yeni bir işe başlamak için büyük bir cesaret gerektirir.

With both countable plural and uncountable nouns - Hem sayılabilen hem sayılamayan isimlerle kullanımı

Hardly any ve almost no "hemen hemen hiç" anlamına gelir. A friend of mine, some relatives of hers, etc. gibi yapılarda, of dan sonra possessive noun/pronoun (mine, yours, hers, ours, his, Ayşe's, my father's, my sisters', etc.) kullanılır.   

There were hardly any/almost no objections to our proposal.

Teklifimize hemen hemen hiç itiraz yapılmadı.

She had hardly any/almost no money on her, so she couldn't eat lunch out.

Hemen hemen hiç parası yoktu, bu yüzden öğle yemeğini yiyemiyordu.

a friend of mine 

one of my friends

some friends of my sister's 

some of my sister's friends

two relatives of hers

two of her relatives

friend of my brothers' 

one of my brothers' friends

An old friend of mine is coming to see me tomorrow.

Eski bir arkadaşım yarın beni görmeye geliyor.

Some students of hers are very clever.

Onun bazı öğrencileri çok zeki.

Many friends of his are living abroad.

Onun pek çok arkadaşı yurt dışında yaşıyor.

A friend of my brothers' is helping them in the shop.

Kardeşlerimin bir arkadaşı dükkanda onlara yardım ediyor.

COMPARATIVE AND SUPERLATIVE WITH QUANTIFIERS  - Miktar Belirleyicilerin karşılaştırma ve Üstünlük belirtirken kullanımı 

Much ve many'nin comparative biçimi more, superlative biçimi most'dur.

I expect more members will be present at this meeting than were at the previous one.

Bu toplantıda bir önceki toplantıdan daha fazla üye bulunmasını bekliyoruz.

The government should spend more money on the housing problem.

Hükümet,konut sorunu üzerinde daha fazla para harcımalıdır.

Few düzenlidir ve fewer, fewest biçiminde çekimlenir. Little ise less ve least biçiminde çekimlenir.  

Fewer tourists are expected this year because of the terrorist attacks in the seaside resorts.

Bu yıl sahil şeridindeki terör saldırıları nedeniyle turist sayısının az olması bekleniyor.

Of all my students, Filiz made the fewest mistakes in the exam.

Tüm öğrencilerimin arasında Filiz sınavdaki en az hatayı yaptı.

There would be less pollution if the government imposed some regulations on the factories.

Hükümet fabrikalara bazı düzenlemeler getirse , daha az kirlilik olurdu.

Daha önce, sıfat ve zarflarda karşılaştırma yaparken, karşılaştırmanın derecesini artırmak için much, azaltmak için a little kullanıldığını görmüştük.

Bu derecelendirmeyi isimlere ilişkin yaparken, ismin sayılabilir ya da sayılamaz olduğuna dikkat etmemiz gerekir. Sayılabilir isimlerle a few more/many more; sayılamaz isimlerle a little more/much more kullanabiliriz.  

She is more hardworking than me.

O benden daha çalışkandır.

She is a little more hardworking/much more hardworking than me.

Benden biraz daha çalışkan/benden çok daha fazla çalışkandır.

I have bought some books on this subject, but I need a few more (books),

Bu konu hakkında birkaç kitap aldım ama birkaç kitaba daha ihtiyacım var.

I don't think this money will be enough to buy that shirt. I need a little more money,

Bu paranın bu tişörtü almaya yeteceğini sanmıyorum ,biraz daha paraya ihtiyacım var

Some people have become unemployed since the economic crisis, but we fear that many more people will lose their jobs if the situation doesn't improve.

Ekonomik krizden bu yana bazı insanlar işsiz hale geldi,Ancak durum düzelmezse daha pek çok insanın işini kaybetmesinden endişeliyiz.

There will be much more pollution if we continue to be indifferent to the problem,

Soruna kayıtsız olmaya devam edersek çok daha fazla kirlilik olacaktır,

Any more, some more, no more gibi sözcüklerin kullanımına dikkat ediniz. Anymore'un bir anlamı da "artık" demektir. Bir eylemi geçmişte yaptığımızı ama artık yapmadığımızı ifade etmek için any longer ile aynı anlamda kullanabiliriz. Her ikisi de olumsuz cümlede kullanılır.  

We don't have any money, (hiç yok)

We don't have any more money. = We have no more money. ,

Hiç paramız yok.

Daha fazla paramız yok. Vardı, bitti.

Can I have some rice, please?

Can I have some more rice, please?

Biraz pilav alabilir miyim?

Biraz daha pilav alabilir miyim?

Do you have any books on this subject?

Do you have any more books on this subject other than these?

Bu konuda bir hiç kitap var mı?

Bu konuda bunların dışında, başka kitaplarınız var mı?

Olumsuz fill + any longer yerine olumlu fill + no longer kullanabiliriz. (No more, bu şekilde fiillerle kullanılmaz; isimlerle kullanılır: no more tears, no more food, etc.) 

She used to be interested in football, but she isn't interested in it any more/any longer.

Eskiden futbolla ilgilenirdi., ama artık ilgilenmiyor

They used to live in Ankara, but they don't live there any more/any longer.

Eskiden Ankara'da yaşarlardı., ancak orada yaşamıyorlar.

She used to smoke a lot, but she doesn't smoke any more/any longer.

Çok içki içerdi ama artık fazla sigara içmiyor.

 No longer, yardımcı fiil bulunan cümlelerde, yardımcı fiilden sonra gelir.

She no longer smokes.

Artık sigara içmiyor.

She isn't interested in music any more/any longer.

Artık müzikle ilgilenmiyor

She is no longer interested in music.

Artık müzikle ilgilenmiyor.